«
  1. Anasayfa
  2. 16. Sayı / Ocak 2026
  3. Şükür

Şükür

cihad

En güzel isimlerin ve yüce sıfatların sahibi Allâh’ın adıyla…  

Hamd, “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.” [İbrahim: 14/7] diye müjdeleyen eş-Şekur olan Allâh’u Teâlâ’ya mahsustur.

Salât ve selâm; “Şükreden bir kul olmayayım mı?” [Buhari] diye buyuran Nebimiz aleyhisselâm’a ve O’nun pak âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Allâh’u Teâlâ’nın izni ve inâyetiyle inşallâh “şükür” kavramını tahlil etmeye çalışacağım.

Şükür

“Şükür”, lügatte; nimet verenin iyiliğini ve nimetini takdir etmek, kadir kıymet bilip; bunu söz, hâl ve davranışlarla ortaya koymak suretiyle nimet sahibini övmek anlamlarına gelmektedir. Nimete nankörlüğün (küfran-ı nimet) zıddıdır. Şükrü karşılıksız bir şekilde lütfuyla ihsânda bulunanı, nimet vereni övme olarak da tarif edebiliriz. Şükür hakkında yapılan diğer tarifler şu şekildedir:

  • Şükür; “nimetin bilinmesi ve açığa vurulması demektir. ‘Açmak, meydana çıkarmak’ anlamına gelip; zıddı ‘örtmek, gizlemek’ anlamına gelen küfürdür.” [Müfredat]
  • Şükür; “iyiliği bilip yaymak iyiliği anıp sahibini övmek, iyiliğe karşı söz ve davranışlarla minnettarlık göstermek, iyiliği iyilikle anmak gibi anlamlara gelir.” [Lisânu’l-Arab]
  • Şükür; “nimeti vereni, boyun eğerek itiraf etmektir. İhsânı yapanı, ihsânını zikrederek övmektir. Kalbin, nimeti verene sevgiyle, organların itaatle, lisânın onun zikri ile ve onu övmekle meşgul olmasıdır. Minneti müşâhede ve hürmeti muhafazadır.” [Medaricu’s Salikin]
  • Bazı alimler ise şükrü; “mevcudu tutan mefkûdu (olmayanı) yakalayan haslettir.” diye neticesi ile tarif etmişlerdir.Bu tanımı, yüce Rabbimizin şu buyruğuna dayandırmışlardır: “Eğer şükrederseniz, nimetlerimi artırırım.”  [İbrahim: 14/7]

Şükür; kulun kendisine bahşedilen nimeti, Allâh’u Teâlâ’nın sevip razı olduğu yerlerde kullanmasıdır. Kul nimetlerin kalıcılığını arzu eder ve bu kalıcılığın muhafızı ise şükürdür. Nitekim nimetler ürkek bir misafir gibidir; onu yanında tutmanın yolu, şükürle bağlamaktan geçer.

Hamd ve Şükür Arasındaki İlişki

Hamd; “isteyerek yapılan bir iyiliğe karşılık iyilik yapanı gönül hoşluğu ve saygı ile övmek.” [Hak Dini Kur’ân Dili] şeklinde tanımlanmıştır.Şükür ve hamd ilişkisine dair ise Nebimiz aleyhisselâm şöyle buyurmuştur. Hamdetmek, şükrün başıdır, Allâh’a hamdetmeyen şükür de etmemektedir.” [Beyhakî] Hamd ve şükür kavramları, sıklıkla karıştırılır ancak aralarında ufak farklılıklar yer almaktadır. Bunları maddeler halinde ele alabiliriz.

  • Hamddaha geneldir, şükür ise daha özeldir.
  • Hamd; nimet gelse de gelmese de Allâh’u Teâlâ’nın zatına ve kemal sıfatlarına karşı yapılan bir övgüdür. Bir nimet karşılığında olabileceği gibi, nimet karşılığında olmaksızın da hamd edilir. Şükür ise bir nimetin karşılığında yapılır. Ulaşan nimetlerin mukabilinde şükredilir. Allâh’u Teâlâ’ya; vermiş olduğu nimetlerinden dolayı şükrederiz.
  • Hamd dil ile yapılır. Rabbimizi güzel sözlerle överek hamd ederiz. Şükür dil, kalp ve beden ile yapılır. Şükür ile nimet verenin ikramı itiraf edilip ve minnettarlık duyulur.

İbn Kayyim rahimehullâh şükür ve hamd ilişkisini şöyle özetlemektedir: “Şükür, çeşitleri, sebepleri açısından daha genel, ilgili olduğu şeyler açısından daha özeldir. Hamd ise, ilgili olduğu şeyler açısından daha genel, sebepleri açısından daha özeldir. Bunun manası şudur: Şükür, muhabbet ve müşâhede ederek kalp ile, överek ve itiraf ederek dil ile, itaat ve boyun eğerek organlarla olur. Şükrün ilgilendiği şey, zatî sıfatlar değil, nimetlerdir. Allâh’a, hayatına, işitmesine, görmesine ve ilmine karşılık “şükrettik” denilmez. Allâh’u Teâlâ’ya bunlara karşı hamd olunur. Nitekim ihsânı, adaletine karşılık hamd olunduğu gibi. Şükür ise, ihsân ve nimetlere karşı olur. Şükrün gerektiği her şeye hamd gerekir, fakat hamdin gerektiği her şeye şükür gerekli olmaz. Hamdin kendisi ile eda edildiği her şeyle şükür de eda edilir. Fakat aksi mümkün değildir. Yani şükrün eda edildiği şey ile hamd olmaz. Çünkü şükür, organlarla yapılır. Hamd ise kalp ve lisânla elde edilir.” [Medaricu’s Salikin]

Şükrün Önemi

Kur’ân-ı Kerîm’de şükür kelimesi farklı formlarıyla birlikte altmış dokuz âyette yetmiş dört defa geçmektedir. Önemini idrak etmek için, Kur’ân ve sünnette geçen bazı nakilleri ele alabiliriz.

  • Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin.” [Bakara: 2/152]
  • Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz?” [Araf: 6/10]
  • “Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” [Araf: 6/17]
  • “Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.” [İnsan: 76/3]
  • “Hayır, artık (yalnızca) Allâh’a kulluk et ve şükredenlerden ol.” [Zümer: 39/66]
  • Şükrün ehemmiyetini beyan etmek üzere Rahmân Sûresi indirilmiştir. Cinlerin, “Ey Rabbimiz! Senin nimetlerinden hiçbirini inkâr etmeyiz; hamd ve şükür yalnızca sanadır.” [Tirmizi] diye karşılık verdikleri rivayet edilmiştir. Rabbimiz bu sûreyle nimetlerini hatırlatarak şükrün gerekliliğini vurgulamış ve nankörlüğü ise zemmetmiştir.
  • “Ey kullarım! Geçmiş ve gelecek, siz bütün ins ve cinler bir araya gelerek, aranızdaki en muttakî kimsenin kalbi gibi olsanız, sizin bu durumunuz, Benim hakimiyetimi zerre kadar artırmaz. Gene ey kullarım! Geçmiş ve gelecek bütün ins ve cin bir araya toplansanız, aranızdaki en günahkâr birinin kalbi gibi olsanız, benim hakimiyetime en ufak bir noksanlık getiremezsiniz. Ey kullarım! Hakkınızda itibar ettiğim şey, amellerinizdir. Daha sonra siz onlara göre eksiksiz olarak mükafatlandırılacak veya cezalandırılacaksınız. Öyleyse kim bir hayır işlemeye muvaffak olursa, bundan dolayı Allâh’a şükretsin. Kim de hayrın dışında başka bir şey işlerse, bundan dolayı da kendi nefsini suçlasın!” [Ahmed]
  • “İhtiyatlı hareket etmek (teenni) Allâh’tan, acelecilik ise şeytandandır. Allâh’tan daha fazla da mazur gören yoktur. Yine Allâh için övülmekten daha iyi bir şey yoktur. ” [Beyhaki]
  • “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allâh’a da şükretmez.” [Tirmizi]
  • “Aza şükretmeyen, çoğa da şükretmez.” [Ahmed]
  • Yiyip şükreden kimse sabrederek oruç tutan kimse gibidir.” [Tirmizi]
  • “Dindarlıkta kendinden üstün olana bakıp tâbî olmak, dünyalıkta ise kendinden aşağıda olana bakıp, Allâh’ın kendisine verdiği üstünlüğe hamd etmek… Böyle yapanları Allâh, şükredici ve sabredici olarak yazar.” [Tirmizi]

Şükrün Çeşitleri

Şükür, Allâh’u Teâlâ’nın insana verdiği nimetin cinsinden başkalarının da istifade edip yararlanmasını içerdiği için farklı şekillerde açığa çıkabilmektedir. Mesela bir kulun, kendisine nimet olarak verilen zenginliği, bu nimete sahip olamayan biriyle paylaşması, o nimete şükretmesi anlamına gelir. Yine bir ilim ehli kulun, öğrendiklerini başkalarına öğretmesi de şükrün kapsamına girmektedir. Örneklerde olduğu gibi şükür farklı şekillerde tezahür edebilir. Alimlerimiz genel itibariyle şükrü üç şekilde tasnif etmişlerdir.

1. Dille Şükür: Nimet vereni anmak, onu övmek ve nimeti izhar konusunda dilin üzerine düşeni yapmasıyla gerçekleşir. Elbette, dilin üzerine düşen yalnızca nimet vereni anmak ve basitçe teşekkür etmek değildir. Nitekim dilin şükrü, Allâh’u Teâlâ’nın razı olduklarını yerine getirmek ile mümkün olur. Misal olarak; doğru sözlü olmak, dille marufu emredip münkerden nehyetmek, Kur’ân okumak, Allâh’ı zikretmek, hakkı haykırmak bunun nevilerindendir. Nimet vereni anmak ve şükür ifade edecek sözler söylemek de dilin şükrü kapsamındadır.

2. Kalple Şükür: Kalbilenimetlerin Allâh’u Teâlâ’dan olduğunu bilip, ikrar etmek, O’na imân etmek ve O’nu sevmek ile gerçekleşir. Nebimiz aleyhisselâm şükrü kalbe nispet etmiştir. “Ömer radîyallâhu anh Ya Rasulallâh! Hangi malı edinelim?’ diye sorar. Bunun üzerine Nebi aleyhisselâm: ‘Sizden biriniz şükreden kalp, zikreden dil ve ahiret işinize yandım eden mümine bir zevce edinsin.’ cevabını verir.” [İbn Mâce]

3. Bedenle Şükür: Nimet verenin emir ve yasakları hangi uzvu ilgilendiriyorsa, o uzuv ile emirleri yaptırıp, yasakları işlemesine engel olmaktır. Yani bedenle şükür; cem-i âzayı Allâh’u Teâlâ’ya ibâdette ve itaatte kullanıp, O’na isyan etmemeyi gerekli kılar. Bedendeki uzuvlar şükretmedikçe nimet vereni dille ikrar edip, kalben tanımak kâmil manada şükretmek olmayacaktır. Ayrıca kulun kalple şükretmesinin tezahürü bedenin azaları ile şükrü gerçekleşecektir.

Şükür bir bakıma İslâm’ı hakkı ile yaşamanın adı olup, -Rabbimizin rahmet ettiği kullar müstesna- her kulun kolaylıkla icra edeceği bir amel değildir. Nitekim Allâh’u Teâlâ kitabında, İbrahim ve Nuh aleyhimusselâm’ı şükreden kullar olarak överken, insanların ekserisinin şükredenlerden olmadığını zikretmektedir.

Muhakkak İbrahim hanif olarak Allâh’a boyun eğen bir ümmetti; müşriklerden değildi. O’nun nimetlerine şükrediciydi. (Allâh) onu seçti ve onu doğru yola iletti” [Nahl: 120-121]

Fakat insanların çoğu şükretmez.” [Bakara: 2/243]

 “Kullarımdan hakkı ile şükredenler pek azdır.” [Sebe: 34/13]

Sonuç

Şükür; nimetleri muhafaza eden, bereketini arttıran ve kulun sahip olduğu maddî manevî hayatına bolluk, huzur ve bereket getiren bir ameldir.  Şükür sayesinde nimetler zayi olmaktan korunur, artarak devam eder ve kul, kendisine lütfedilen ihsânların gerçek sahibini idrak eder. Nitekim Rabbimizin seçtiği nebiler için övdüğü bir amel olup, ehli için hayır, selamet ve kurtuluş vesilesi kılınmıştır. Şükür, yalnızca bir teşekkür ifadesi olmayıp; imânı tahkim eden, kulluk bilincini derinleştiren ve insanı ilâhî rızaya yaklaştıran köklü bir ahlâk ve hayat disiplinidir.  

“Eğer siz imân eder ve şükrederseniz Allâh size niçin azap etsin? Allâh şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.” [Nisâ: 4/147]

Son olarakşükür, kendisi tamam olduğu beş kaide üzerine bina edilmiştir. Bu hususta İbn Kayyim rahimahullâh ilişkisini şöyle ifade etmektedir: “Şükür beş temele dayanır: Şükredenin, şükredilene boyun eğmesi, onu sevmesi, nimetini itiraf etmesi, nimete karşılık onu övmesi ve nimeti onun hoşlanmadığı yerlerde kullanmamasıdır. Bu beş şey şükrün esası ve şükrün üzerine kurulduğu temeldir. Bunlardan biri yok oldu mu, şükrün temellerinden biri zedelenmiş olur. Şükür hakkında konuşan ve tarifini yapan herkesin sözü bu temellere dayanır ve bu temeller etrafında döner.” [Medaricu’s Salikin]

Sonraki yazımızda inşallâh Süleyman aleyhisselâm kıssası üzerinden şükrü anlamaya çalışacağız…

Duâmız

Duâmız; Süleyman aleyhisselâm’ın Rabbimize niyazı:

“Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.” [Neml: 27/19] 

Duâmız; Nebimiz aleyhisselâm’ın Muaz radîyallâhu anh’a namazdan sonra okunmasını öğrettiği duâdır:

Allâh’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibâdet etmekte bana yardım et.[Ebu Davud]  

Allâhumme âmin.

Velhamdulillâh, selâm ve duâ ile…

Minhâc Dergisi 16. Sayı | Ocak 2026 | Alaaddin Cihad

Bir Cevap Yaz