«
  1. Anasayfa
  2. 16. Sayı / Ocak 2026
  3. İslâm Dîni ve Gerekleri

İslâm Dîni ve Gerekleri

enes

Hak dîn İslâm’ı bizlere seçen Allâh Azze ve Celle’nin ismiyle…

Hamd, âlemleri yaratan Allâh Azze ve Celle’ye, salât ve selâm fahr-i kâinat Muhammed sallalâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin, ehlinin ve ashâbının üzerine olsun. Ve siz kıymetli okurlarımıza da selâm ederim. Es-selâmu aleykum ve rahmetullâh…

İslâm’ın Tanımı

Allâh Azze ve Celle katında hak dîn, şüphesiz ki İslâm’dır [Âl-i İmrân: 3/19]. Her kim ki onun dışında bir dîn edinecek olursa o, ondan kabul edilmeyecektir [Âl-i İmrân: 3/85].  Herkesin küçük kıyameti olan ölüm, bütün amellerimizi mühürlediğinde geri dönüşü olmayan sonsuz bir âleme sülûk edeceğiz. Ve o âlemde ihtiyaç duyacağımız tek şey; bu âlemdeyken, hakkını vererek İslâm’ı yaşamamız olacaktır. Ancak biliyor ve takdir ediyorsunuz ki, “anlaşılmayan şey asla yaşanamaz”. Yaşanılacağı, iddia bile edilemez. Zıttını söyleyenler varsa da, onlar ancak İslâm’ın zıttını yaşayan kimselerdir!

Bizler, bu sebebe binaen yazımızda, İslâm’ı tanımlamaya ve izah etmeye gayret edeceğiz, inşallah. Hiç şüphesiz ki onun hakkındaki tanımı, son Nebî; Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem yapmıştır. O, indirilenleri açıklamak üzere gönderilen bir Nebî [Nahl: 16/44] olarak bu konuda da bizlere ışık tutmuştur.

Uzunca rivayet edilmiş, meşhur Cibrîl hadîsinde gelen habere göre Allâh Rasûlü aleyhisselâm, İslâm’ı şöyle tanımlamıştır; “İslâm, Allâh’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allâh’ın rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret (hac) etmendir” [Buhârî, Müslim]

Hepimizin bilmiş olduğu, İslâm’ın beş şartı, işte bu hadîs-i şeriften yola çıkılarak oluşturulmuştur. Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem, önemine binaen burada ilk olarak tevhîdden bahsetmiş, sonra dinimizdeki zahir ibadetleri sıralayarak, İslâm ile Allâh’ın bizden istediklerini beyan etmiştir, elhamdulillâh.

Bu söylenenler, İslâm’ın özü ve esasıdır. Allâh Rasûlü aleyhisselâm, kullara bir gerçeği tebliğ etmek amacıyla kısa ve öz bir şekilde böyle buyurmuştur. O, cevâmiu’l-kelîm olarak ümmetini böylece eğitmekteydi. Tabii ki o, -aleyhisselâm- başkaca hadîs-i şeriflerinde, İslâm’ın aslını ifade eden birçok şeyi de izah etmiştir.

Cehalet asrında yaşayan bugünün bizleriyse, İslâm’ı daha iyi anlayıp yaşayabilmek adına, tabiri caizse Allâh Rasûlü’nün -aleyhisselâm- yaptığı tanım ve izahların tamamından elde edilen, daha detaylı bir tanıma ihtiyaç duyuyoruz. Bize, bunun günümüzde doğan bir ihtiyaç olduğuna inandıran şey ise; birçok insanın, İslâm olmayan şeyler ile İslâm’ı yaşamaya çalışıyor olmalarıdır. Neuzubillâh…

O nedenle içerisinde birkaç gereklikleri taşıyan şu tanımı yapmak ve açıklamak faydalı olacaktır, inşallâh;

İslâm:“Allâh’ı birlemek, emirlerini yerine getirmek, O’na karşı gelmeyi terk etmek ve İslâm dîni dışındaki tüm dîn ve müntesiplerinden uzak olmaktır.”

Bu tanımı düşünür ve anlamaya çalışırsak, içerisinde dört temel kavramı barındırdığını görürüz; “tevhîd, itaat, takva ve ictinâb.

“Allâh’ı birlemek” sözünden kasıt “tevhîd”dir. “Emirlerini yerine getirmek” sözümüzden kasıt “itaat”tir. “O’na karşı gelmeyi terk etmek” sözümüzden kasıt “takva” ve “İslâm dışındaki tüm dîn ve müntesiblerinden uzak durmak” sözümüzden kasıtımız ise “ictinâb/velâ ve berâ”dır.

Yani bu dört unsur, İslâm’ı tam manasıyla yaşamayı ifade ediyor. Her biri âyet ve hadîslerle tespit edilmiş ve dînin vacibleri olarak kabul edilmişlerdir. Şimdi İslâm’ın gerekli olan bu dört kavramlarını tek tek incelemeye çalışalım, inşâllah:

İslâm’ın Gerekleri

Yukarıdaki tanımın içerisinden çıkarabileceğimiz, dört ayrı kavram var demiştik. Onlar sırasıyla şöyledir:

Tevhîd:

Tevhîd, en kısa tanım itibariyle, “Allâh Azze ve Celle’yi birlemek’’ demektir. İslâm’ın en temel kavramı olarak, öncelik hakkına sahibtir. Öyle ki, İslâm’ın giriş kapısıdır. O, olmadan başka kavramların varlığının bir önemi yoktur. Tüm peygamberlerin, ortak davetidir. Tevhîd, Allâh’ın varlığını kabul etmeyi ihtiva ettiği gibi, diğer bütün sahte ilâhların da reddini ifade etmektedir.

Bir başka deyişle: “Tevhîd, bizleri ‘Allâh vardır’ sözüyle bırakmaz. ‘Allâh vardır’ sözünün içerisine O’nun tek yaratan, tek yaşatan, tek yöneten ve tek ilâh olduğu hakîkatlerini ortaya koyar. Bu hakikatleri kullara bildirirken, aynı zamanda kulları tevhîdin ibtal ettiği tüm şirkleri reddetmeye de çağırır.” [Tevhîdi Anlamak, Hakan Emin: 9]

Yani, burada Allâh’a îmân nasıl olmalıdır? Soruna cevap olarak ; “Önce Allâh’ın varlığına îmân edilmeli, sonra O’nun bir olduğu kabul edilmelidir’’ denilmektedir. Nitekim bugünün birçok insanı, sadece Allâh’ın varlığına îmân etmeyi “Müslüman’’ ismini almak için yeterli sanmaktadırlar. Halbuki, O’nun birliğini inkar eden ya da bilmeyen, tıpkı varlığını inkar eden gibi kâfir olur, neuzubillâh.

Rabbimiz âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmaktadır:

Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir. [Bakara: 2/163]

Bir başka âyet-i kerîmede ise: Şüphesiz Allâh, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allâh’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur. [Nisâ: 4/48] buyurarak tevhîdin zıttı olan şirki bizden nehyetmiş ve böyle olanların, asla İslâm ehli Müslüman olamayacağını vurgulamıştır. Çünkü hesab günü hiç affolunmayacak olanlar, ancak şirk ehli kâfirlerdir. Böylelerine cennet haram kılınmıştır:

“Kim Allâh’a ortak koşarsa, artık, Allâh ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” [Mâide: 5/72]

Böylece, İslâm adına en önemli kavram olan tevhîd, açıklanmış oldu. Rabbimiz bizleri tevhîd üzere sabit kılsın. Şirkten ve ehlinden de korusun, Allâhumme âmîn.

İtaat:

Allâh Azze ve Celle’nin emrettiklerini, emrettiği şekilde ve Rasûlü’nün -aleyhisselâm- gösterdiği hâl üzere yerine getirmenin adı, itaattir. İtaat etmek, boyun eğmeyi gerekli kılar. Aksi ise, baş kaldırmak anlamına gelen isyandır. İslâm’ın özünde ve esasında boyun eğmek ve teslim olmak vardır.

Emredilen bütün zahirî ve batınî ibadetleri yerine getirmek, Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat etmek demektir. Teslim olunmadığı halde, İslâm ehli olunduğunu iddia etmek, bir çelişki ve yalan içerir. Böylesi İslâm’ını gerçekleştirememiş ve onun dışında kalmıştır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, peygambere itaat edin…” [Nisâ: 4/59]

“Allâh ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allâh’a ve Rasûlün’e karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” [Ahzâb: 33/36]

Hayatında itaat olmayanın “Rabbinden, dîninden ve Nebîsinden razı olması’’ muhaldir. Eğer razı olsaydı Rasûlüne uyardı, dînini yaşardı ve Rabbine yaklaşmaya çalışırdı. İslâm bu kimseden, bu kimseden İslâm’dan uzaktır. Rabbimiz bizleri korusun.

Şuna da değinmek istiyorum; bazı cehl-i mürekkeb sahibi kimseler, Allâh hakkında kötü yakıştırmalarda bulunup, pişkin pişkin; “Allâh dilese olmaz mı !’’ derler. Biz, onlara herhangi bir kabir sahibinin ilâhî kudrete sahib olmadığını, öyleyse onlara duada bulunamayacağını ifade ettiğimizde, işte bu necis sözleri söylerler. Onlara cevap olarak Rabbimizin şu âyet-i kerîmesini paylaşıyorum:

“Ve size: Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin, diye de emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra hiç size kâfirliği emreder mi?” [Âl-i İmrân: 3/80]

Yani Rabbimizin emirlerine itaat etmek îmândır. İtaatsizlik, îmânsızlığı getirir, Allâh korusun. Bununla birlikte, Allâh küfrü emretmez. Bunun zıttını söyleyen kişilere de itaat edilmez. Rabbim bizi itaatsizlikten ve tüm cehaletten korusun, Allâhumme âmin.

Takva

En büyük kalkan, en güzel kulluk kıyafeti ve Rabbimiz katındaki tek üstünlük sebebidir takva… Kulluk demiş olduğumuz kavramı, şöyle bir mercek altına alıp, tabiri caizse mikro gözlüklerle inceleyebilseydik, muhakkak ki içerisinde önce takvayı bulurduk. O, gerçekten kulluğun hakkını vermektir. Nerede olursak olalım Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dan layıkıyla korkmayı gerektirir takva.

İslâm dîninde, emirler yani; yerine getirmemiz gereken şeyler olduğu gibi, nehiyler yani; sakınmamız gerek şeylerde vardır. Özellikle nehyedilmiş olan şeylere karşı bizim en büyük kalkanımız takvadır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Allâh’tan, sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler ancak Müslüman olarak can verin.” [Âl-i İmrân: 3/102] Aslında bu âyet-i kerîmeden anlaşılıyor ki, Müslüman olarak ölmenin formülü takva ile yaşamaktır.

Günahların en büyüğü, şüphesiz ki şirktir. İslâm’ın temelini bozan bir necasettir. O nedenle öncelikle şirk necasetinden kurtulmadan, takvadan bahsedilemez. Eğer ki âyet-î kerîmede buyrulduğu üzere hakkıyla Allâh Azze ve Celle’den sakınılacaksa, önce O’na şirk koşmaktan sakınmak gerekir. Bunun dışındaki her iddia boştur asılsızdır. Rabbimiz bizi korusun ve takva sahiblerinden kılsın.

İctinâb/ Velâ ve Berâ

Velâ ve berâ akidesi, îmânın hâl ve tavırlarımıza yansıdığı en büyük İslâm şiarıdır. Çünkü yaratanımız için sevmek ve O’nun için buğzetmek, zayıf bir îmânın işi değildir. İslâm olmak bir sınır içerisine girmek demektir. Ve bu sınırların dışında olmamayı gerektirir.

Şüphesiz ki, her yerde olan aslında hiçbir yerde değildir. Allâh Azze ve Celle, temiz ile necaseti bir araya katmamıştır. O nedenle bizler ancak Müslümanlarla dostluk kurar, onlarla sırlarımızı paylaşırız. Ve yine ancak kâfirlere buğz ederek onlardan uzak dururuz. Bunun zıttını yapmak, onlardan (kâfirlerden) olmayı gerekli kılar. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ey îmân edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır. Allâh zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” [Mâide: 5/51]

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allâh nezdinde hiçbir değeri yoktur.” [Âl-i İmrân: 3/28]

Kâfirlerden hiçbir rahatsızlık duymadan, onlarla dostluk yapmak şüphesiz İslâm ehlinin işi değildir. Bu İslâm’ın ruhuna ters bir durumdur. Muhakkak Rabbimiz ahirette cennet ehli ile cehennem ehlini bir araya katmayacaktır. Öyleyse bizlerin de dünyada onlarla dostluk adına bir araya gelmesi, İslâm’ın aslına zıttır. Rabbimiz bizleri korusun ve İslâm’ı en güzeliyle yaşatsın, Allâhumme âmîn.

Son

Bu yazımızda, küçük bir değerlendirme yaparak, İslâm kavramını ve gereklerini ele almaya çalıştık. Gayemiz, bu dînin doğru anlaşılması adına, kısa açıklamalar yaparak, kavramların taşıdıkları önemlere dikkat çekmektir. Rabbimiz, tüm okurlarımıza faydalı ve ahiret azığı kılsın, Allâhumme âmin.  Rabbimizden rızasını ümid ederek, selâm ve duâ ile…

Minhâc Dergisi 16. Sayı | Ocak 2026 | Enes Lütfü

Bir Cevap Yaz