«
  1. Anasayfa
  2. 12. SAYI / OCAK 2025
  3. Tevbeye Teşvik

Tevbeye Teşvik

ONUR

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’u Teâlâ’nın ismiyle…

Hamd, tevbeleri çokça kabul eden, et-Tevvâb olan Allâh’u Teâlâ’ya mahsustur. Günah işlemekten korunduğu halde günde yüzlerce defa tevbe eden ve Müslümanları buna teşvik eden Rasûlullâh’a, âline ve ashâbına salât ve selâm olsun.

Değerli okuyucu! Bilinmelidir ki, insanlar ancak Allâh’u Teâlâ’nın merhamet etmesiyle Cennet’e gireceklerdir. Yaratılış sebebi ve İbâdet etmemizin temel nedeni de Allâh’u Teâlâ’nın rızâsını celb edip, rahmetiyle Cennet’e girmektir.

Kelime’i-Tevhîd bizzat tevbe ile başlar. Müslüman olmanın ilk şartı önceki hâlinden tevbe etmektir. Nitekim Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Eğer onlar (şirkten ve kâfirlere tarafgirlikten) tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin dînde kardeşlerinizdir.” [Tevbe: 9/11]

Ayrıca tevbelere icâbet etmek yanlızca Allâh’u Teâlâ’ya âit olan bir sıfattır. Tevbe etmek Müslüman’a farz olan bir ibâdettir ve sünnete uygun bir şekilde yanlızca Allâh’u Teâlâ’ya yapılmalıdır. Tasavvuf adı altında insanlara yapılan istiğfarlar ise ancak Allâh’u Teâlâ’nın gadâbını celb eden şirk amelleridir.

Minhâc Dergi’si olarak bu sayımızı tevbe kavramına ayırdık. Rabbimizden niyâzımız; bu yazımızla, tevbe etmeye teşvik eden bâzı unsurları zikrederek, çokça tevbe etmenin önemini hatırlatmaktır.

Yardım ve başarı Allâh’u Teâlâ’dandır.

Kalpteki Siyah Nokta

İnsan kalbinin farklı halleri vardır. Kâfirin kalbi ölüdür, o küfür bataklığında yüzmektedir ve îmân etmeden asla hayat bulamayacaktır. Hayvanlardan daha aşağı olarak vasfedilen ve hiçbir mânevî meziyet taşımayan bu mühürlü kalpler, dünyâda yemek, içmek, eğlenmek gibi hevesler peşinde ömür tüketmekle meşguldürler. Bu kalbe sâhip olan insanlar hakkında Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allâh, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; ve gözlerinin üzerine de perde (çekmiştir). Ve büyük azap onlar içindir.” [Bakarâ: 2/7]

Müslüman’ın kalbi ise dirilik ve hastalık arasında bir yerdedir. Bâzı ameller vardır ki kalbe zarar verir, kirletir. Bu kalp hastalanır. Bâzı ameller ise kalbe huzur verir, temizler ve parlatır. Bu kalp ise dirileştikçe dirileşir.  Kişinin kalbi ne kadar temiz olursa Allâh’u Teâlâ ile arasındaki bağ o kadar güçlü olur. İbâdetleri yaparken huşû içinde olur ve amel etmek ona tatlı gelir. Kalbi paslanmış olan bir kişi için ise farzları dâhi yerine getirmek zor, günah işlemek ise kolay gelir. Şeytanın basit hîleleri artık ona ağır gelir. Mânevî huzurun tadını yavaş yavaş unutur ve yaptığı amellerden zevk alamaz.

Ebu Hureyre’den (radiyallâhu anh) rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kul, bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur. Tevbe ettiği takdirde cilalanıp silinir. Tevbe etmeyip, o günahı tekrar işlediği / günaha devam ettiği zaman, o siyah nokta da gittikçe büyür, kalbi istila eder.” [İbn Mâce]

Günahlar aslâ hafife alınmamalıdır. Büyük günahlar göze batar ve genelde uzak durulur. Fakat asıl tehlikeli olan küçük ve unutulan günahlardır. Onlar kalbi farkında olmadan kirletir ve bahsedilen siyah noktayı besler. Kişi farkına varana kadar kalbi tamâmen kaplamış olur. Bu sebeple tevbe ederken bilinen ve bilinmeyen, hatırlanan ve unutulan bütün günahlardan tevbe etmemiz gerekmektedir. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Hayır, doğrusu onların kazandıkları günahlar, kalblerini kaplamıştır.” [Mutaffifîn: 83/14]

Nebî (sallallâhu aleyhi ve sellem) hadiste bizlere aslında bir formül vermiştir. İşlediğin günahlar için tevbe et ve onlara tekrar dönme. Böylelikle kalbini temiz tut ve kulluk yapmak senin için kolaylaşsın. Nitekim Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmuştur: Onlar ki; bir kötülük yaptıklarında yahut (günah işleyerek) kendilerine zulmettiklerinde Allâh’ı anar ve günahları için bağışlanma dilerler. Allâh’tan başka kim günahları bağışlayabilir? Ve bile bile yaptıkları (yanlışta) ısrar etmezler. [Âl-i İmran: 3/135]

Tevbe Allâh’u Teâlâ’nın Emri

Bâzen insanlar tevbe kavramını sâdece bir artı, tavsiye edilmiş bir sünnet veya bir zikir olarak görür. Bâzen farz olduğunu bildiği halde dünyâya dalmış ve en son ne zaman istiğfâr ettiğini bile hatırlamaz. Dînin aslından olduğu halde, kültürün bıraktığı bir mîras muamelesi yapar, akıllara geldiğinde ise küçük bir meseleymiş gibi birkaç kez zikir çekip hayatına devam eder.

Bu oldukça tehlikeli ve tedâvi edilmesi gereken büyük bir hastalıktır. Müslüman ilk önce bilmelidir ki tevbe, Allâh’u Teâlâ’nın bizlere yapmamızı emrettiği ibâdetlerden biridir ve bunun hakkında naslar çoktur. Nitekim Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Hep birlikte Allâh’a tevbe edin Ey mü’minler! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.” [Nûr: 24/31]  Bir başka âyette: “Ey Îmân edenler! Allâh’a tam bir pişmanlıkla yapılmış hâlis bir tevbe ile tevbe edin.” [Tahrîm: 66/8]

Tevbenin anlamı, günahların, İnsanı felâkete götürücü ve Allâh’u Teâlâ’dan uzaklaştırıcı  olduğunu bilmektir. Günahları hemen terk etmek, gelecekte yapmamakta azimli olmak ve daha önce meydana gelen eksikliği telâfi etmektir. Geçmişte yapılan günahlardan pişmanlık duymak farzdır. Bu da tevbenin ruhunu oluşturur.

Âyette de açıkça belirlendiği üzere tevbe etmekle umulan şey kurtuluştur. Bir Müslüman için dünyâ ve âhirette kurtuluş, Allâh’u Teâlâ’nın rızasını kazanıp rahmetine nâil olmaktır. Bizler için hazırladığı sonsuz nimetlere kavuşmaktır.

Allâh’u Teâlâ Tevbe Edenleri Sever

Tevbe etmek, Allâh’u Teâlâ’nın sevdiği ve râzı olduğu amellerdendir. Nitekim O şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allâh, çokça tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.” [Bakarâ: 2/222] Allâh’u Teâlâ tevbe edenleri sevdiğini apaçık ifâde ediyor. Tevbe edeneleri felâha ve kurtuluşa ermekle müjdeliyor. Bunları ifade eden âyetleri yukarıda zikrettik.

Enes bin Mâlik el-Ensârî’den (radiyallâhu anh) rivâyet edildiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kulunun tevbe etmesinden dolayı Allâh’u Teâlâ’nın duyduğu memnûniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.” [Buhârî, Müslim]

Nebî’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözleri, Allâh’u Teâlâ’nın sonsuz merhametini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Günahlarla kirlenen gönülleri bağışlanma ümidiyle serinletmektedir.

Kâinâtın sahibi olan yücelerden yüce bir varlığın, cücelerden cüce bir insanın O’na yönelmesinden ve “beni affet” diye yalvarmasından bu derece hoşnut olması doğrusu şaşırtıcıdır. Demek oluyor ki insan Allâh’u Teâlâ katında basit bir varlık değildir. Tam aksine, Rabbini tanıdığı sürece, önemli bir şahsiyettir.

Bir kulun harekete geçmesi için yaratıcısını hoşnut etme haberi yetmez mi? Öyleyse bizler her dâim istiğfâr zikirlerini dilimizde bulundurmalıyız.

Nebî’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) Tevbesi

Ebu Hureyre’den (radiyallâhu anh) rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Vallâhi ben günde yetmiş defâdan fazla Allâh’tan beni bağışlamasını diler, istiğfâr ederim.” [Buhârî]

Nebîler ismet sıfatına sâhip olan insanlardır. Rasûlullâh’ın (sallallâhu aleyhi ve selem) günah işlemekten korunduğunu, dolayısıyla onun hiçbir günahı bulunmadığını biliyoruz. Buna rağmen onun her gün birçok defa tevbe etmesinin sebebi, ümmetine tevbe ve istiğfârın önemini göstermek ve hiçbir kimsenin Allâh’u Teâlâ’ya, O’nun lâyık olduğu şekilde ibâdet edemeyeceğini belirtmektir. Nebîler dâhil tüm kullar ancak Allâh’u Teâlâ’nın rahmetiyle Cennet’e gireceklerdir.

Bir başka hadiste Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Benim de kalbime gaflet çöküyor. Ben  Allâh’a günde yüz defa istiğfâr ediyorum.” [Müslim] Bu durumlar karşısında bizler şöyle düşünmeliyiz:

Bizim sevgili önderimiz, yaratılanların en hayırlısı olan, hiçbir günahı olmadığı halde her gün bu kadar tevbe ederse, günahlara boğulmuş olan bizler binlerce defâ tevbe ve istiğfâr etmeliyiz. Hiç olmazsa Rasûlullâh’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu sünnetine uyarak her gün yüz defa tevbe ve istiğfâr etmeye çalışmalıyız.

İstiğfâr, Allâh’u Teâlâ’ya dil ile yalvarırken, bedeni günahlardan uzak tutmaktır. Kulun yapacağı budur. Allâh’u Teâlâ’ya istiğfâr eden kulunu mağfiret edip bağışlaması, daha açık bir ifadeyle, onu cehennem azâbından koruması için mücâdele etmektir.

Dünyâda Allâh’u Teâlâ’nın azâbından kurtulmanın iki yolu bulunmaktadır. Bu yollardan biri Rasûlullâh’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) varlığıdır. Ne yazıkki onun vefâtıyla bu fırsat âhir zaman ümmeti için kaçmıştır. Geriye sıkı sıkı tutunulması gereken tek yol kalmıştır. O da bize bıraktığı sünnet olan istiğfârdır. Şu âyet-i kerîme bu gerçeği dile getirmektedir: “Sen onların içlerinde bulunduğun müddetçe Allâh onları azâba uğratmayacaktır. Onlar bağışlanmalarını dilerken, Allâh kendilerine azâb etmez.” [Enfâl: 8/33]

Hâtime

Değerli okuyucu! Allâh’u Teâlâ’nın kullarına olan merhametini hatırlamak kullar için ümit verici bir unsurdur. Bunu hatırlamanın en güzel yolu ise tefekkürle tevbedir. Kullarına karşı böylesine şefkatli bir Rabbi olan insan, ümitsizliğe kapılmamalıdır. Rabbine nankörlük etmemelidir ve O’nu unutmamalıdır. Nitekim Allâh’u Teâlâ bizleri apaçık uyarmıştır: “Allâh’ı unutan, bu yüzden Allâh’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır.” [Haşr: 59/19] Allâh’u Teâlâ’dan bizi bağışlamasını dilediğimiz sürece azâba uğramayacağımız vaât edilmektedir. Elimizde böylesine bir garanti varken niçin azâba uğrayanlardan olalım ve niçin istiğfâr etmeyelim?

Allâh’u Teâlâ bizlere apaçık emrediyor ve bizleri bağışlamaya hazır olduğunu buyuruyor. Bizim üzerimize düşen Rasûlullâh’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) sünnetine uyarak sâdece günde en az yüz defa istiğfâr etmektir. Bizlere dünyâda nîmetler veren ve âhirette kat kat fazlasını vaât eden yaratıcımız için bu fazla istenmiş bir zahmet değildir.

“Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin ki, sizi belirli bir süreye kadar güzel nimetlerden yararlandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkarım.” [Hûd: 11/3]

Duâ:

Rabbim! Bizleri bağışlanmaya lâyık olan ve kulluk görevini hakkıyla yerine getirenlerden eyle! Dünyâ’ya bağlayan boş işlerden ve sözlerden bizleri koru! Müslümanlara merhamet et ve rahmetinle bizleri Cennet’e kavuştur! Allâhumme âmîn…

Bir sonraki yazımızda buluşmak ümidiyle, sizleri Allâh’u Teâlâ’ya emânet ediyoruz.

Minhâc Dergisi 12. Sayı | Ocak 2025 | Erdem Onur

 

 

Bir Cevap Yaz