Kör ve sağırdı dünyâ, görmüyor duymuyordu
Gökyüzü perdelenmiş, insânlık uyuyordu
Tedirgindi mazlumlar, kaybolmuştu adâlet
Sürgündü hakîkat, yitirilmişti emniyet
Taş yürekler, taştan putlara el açıyordu
Tevhîdin beldesinde tevhîdin sesi yoktu
Karanlık besleniyordu vahşi karanlıktan
Ağızlardan damlıyordu yutulmuş kara kan
Hapsedilmişti ahlâk, çiğnenmişti değerler
Katledilmişti merhamet, ürkekti yetimler
Unutmuştu insân, nasıl berrak olur beşer
Hâkimdi her bir yana sorgulanamayan şer
Kızlar gömülüyordu şuursuz adımlarla
“Dur!” demiyordu ölü vicdan; “Dur, sakın yapma!”
Ulaşmıyordu gönüllere acı feryatlar
Cahiliyeye yakılıyordu tüm ağıtlar
Kimdi rahatsız olan, kimdi gören ve duyan
Bir sesi bekliyordu insanlık; “Artık uyan!”
Uyandıran inkılâbın ilk sesi geldi; “İkrâ!”
Okuyacak diller onu, mü’minler oldukça
Göklerden gelen sedâ aydınlattı beşeri
Nûr saçtı asırlara nûrun o son kandili
Minhâc Dergisi 12. Sayı | Ocak 2025 | Hakan Emin
Bir Cevap Yaz