Giriş:
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle… Kullarına namazı emreden Allâh’a hamdolsun. Allâh’u Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle buyuruyor: “…namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” [Nisa, 103]
Ümmetine namazın nasıl kılınacağını öğreten Rasûlullâh’a salât ve selâm olsun. Allâh’u Teâlâ’nın yol gösterici olarak indirdiği Kitâb’ından ve Kitâb’ı açıklayan Rasûlün Sünnet’inden fıkhın hükümlerini çıkaran müçtehitlerimize ve dînini fıkhın esaslarına göre yaşayan Müslümanlara da selâm olsun.
Lügatte salât kelimesi dua anlamındadır. Dini terimde; “tekbirle başlayıp selamla sona eren, kendisinin özel şartları bulunan sözler ve fiillerdir”. Bu sayımızda namaz bablarının ilkleri olan vakitleri ve şartlarından bahsedeceğiz.
Farz Namazları ve Vakitleri:
Farz namazlar beş vakittir. Bunlar sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır. Namazların beş vakit olması Kurân, sünnet ve icmâ ile sabittir, inanmak ve amel etmek farzdır, inkârı küfürdür. Terki ise -meşhur ihtilafla beraber- küfürdür, küfür olmadığı da söylenmiştir. Buna göre, Müslümanların arasında yetiştiği halde namazın, zekâtın, orucun ve haccın farz; içkinin, zinanın ve üzerinde icmâ edilen diğer yasakların haram olduğunu inkâr eden kimse kâfir olur. Ancak namazın farz olduğuna inandığı halde tembelliğinden dolayı vakti çıkıncaya ve zaruret vakti daralıncaya kadar kılmayarak terk eden kimse dinden çıkmaz. Namazı geciktirme (kazaya bırakma) hususunda sadece uyuyan, unutan ve cem nedeniyle seferde olan kişi mazur görülür.
Hanefilerde:
Sabah namazının başlangıç vakti ufukta yatay bir şekilde beyazlık olarak gözüken ikinci fecirdir. Bitişi ise Güneş’in doğmasıdır. Sabah namazını Güneş’in doğuşuna yakın kılmak müstehabtır.
Öğle namazının başlangıcı Güneş’in zeval vaktidir. Zeval göğün tam ortasından batmaya başladığı vakittir. Bitişi ise; Ebû Hanife’ye göre, bir şeyin gölgesinin, zeval vaktindeki gölgesi hariç tutulduğunda, kendisinin iki katı olduğu zamandır. İmâmeyne göre, bir şeyin gölgesinin, zeval vaktindeki gölgesi hariç tutulduğunda, kendisi kadar olduğu zamandır. Öğle namazı, yazın hava biraz serinleyince kılmak, kışın ise erken kılmak müstehabtır.
İkindi namazının başlangıç vakti, öğle namazının bitiş vaktindeki görüş ayrılığına göre değişir. Bitişi ise, Güneş’in batmasıdır. İkindi namazını Güneş’in rengi değişmeyinceye kadar ertelemek müstehabtır.
Akşam namazının başlangıç vakti, Güneş’in batmasıdır. Bitişi ise, şafağın kaybolmasıdır. Şafak; Ebû Hanife’ye göre, [Güneş’in battığı esnada ortaya çıkan] kırmızılıktan sonra ortaya çıkan beyazlıktır. İmâmeyne göre, [Güneş’in battığı esnada ortaya çıkan] kırmızılıktır. Akşam namazını erken kılmak müstehabtır.
Yatsı namazının başlangıç vakti, şafağın kaybolmasıdır. Bitişi ise, fecrin doğuşudur. Yatsı namazını ise, gecenin üçte birine kadar ertelemek müstehabtır.
Vitir namazının başlangıç vakti, yatsı namazından sonradır. Bitişi ise, fecrin doğuşudur. Gece [teheccüd] namazını kılmayı adeti haline getiren kimse için, vitir namazını gecenin sonuna kadar ertelemek müstehabtır. Fakat kişi kalkamayacağını düşünüyorsa uyumadan önce vitir namazını kılmalıdır.
Herhangi bir mazeret sebebi ile bir vakitte iki farz namazın cem edilmesi caiz değildir. Bu ancak; hacıların Arafat’ta (Müslümanların yöneticisi olan) büyük imamla birlikte ve ihramlı olmaları şartı ile kılabilirler. Bu durumda öğle ile ikindi namazları cem-i takdim şeklinde/öğle vaktinde kılınır. Akşam ile yatsı namazları ise Müzdelife’de cem-i te’hir şeklinde/yatsı vaktinde kılınır. Akşam namazının Müzdelife yolunda kılınması caiz olmaz.
Şafiilerde:
Namazların her biri, vaktin evvelinde namazın kılınabileceği geniş bir vakit kalıncaya kadar -tehirli olarak- vacibtir. Sığabileceği dar bir zaman kalırsa namazı acele üzere kılmak vacibtir.
Sabah namazının vakti, ikinci fecrin (fecr-i sâdıkın) doğmasından itibaren başlar, tercih edilen görüşe göre ortalık aydınlanıncaya kadar devam eder. Güneş doğana kadar kılınması da câizdir.
Öğle namazının vakti, güneşin zevalinden (gökyüzünün ortasından batıya doğru kaymasından) itibaren başlar, zeval gölgesinden sonra her şeyin gölgesinin uzunluğu kendi misli olunca sona erer.
İkindi namazının vakti, her şeyin gölgesi kendi mislini geçtikten sonra başlar, tercih edilen görüşe göre her şeyin gölgesi kendi gölgesinin iki misli olunca sona erer. Güneşin batımına kadar kılınması da câizdir.
Akşam namazının tek vakti vardır. Bu vakit, güneş battıktan sonra başlar, kırmızı şafağın kaybolmasıyla, yani yatsı namazının girmesiyle sona erer.
Yatsı namazının vakti, ufuktaki kırmızı şafağın kaybolmasından itibaren başlar, tercih edilen görüşe göre gecenin üçte birinin bitimine kadar devam eder. İkinci fecrin (fecr-i sâdıkın) doğuşuna kadar kılınması da câizdir.
Namazın Şartları:
Namazın farz olmasının şartları üçtür: 1. Müslüman olmak. 2. Ergenlik çağına girmek. 3. Akıllı olmak. Bu üç şart, aynı şekilde mükellef olmanın da şartlarındandır. Dolayısıyla delilik veya hastalık nedeniyle aklı giden ve (daha önce) asli itibariyle kâfir olan kimse (kılmadığı namazların) kazasını yapmaz. Mürtet ise (dinden çıktığı süre içerisindeki) namazların kazasını yapar. Mümeyyiz çocuk yedi yaşında, namaz kalmakla emrolunur. On yaşına geldiği takdirde (hala kılmıyorsa) dövülür.
Hanefilerde:
Namaz kılacak birisinin, necasetlerden ve hadeslerden, daha önce açıkladığımız gibi temizlenmesi gerekir. Necaseti temizleyecek bir şey bulamayan birisi, namazını üzerinde necaset olduğu halde eda eder, daha sonra kaza etmesine gerek yoktur.
Aynı zamanda avret mahallini örtmesi gerekir. Erkeğin avreti, göbek deliğinden, dizkapağı dahil, diz kapağına kadardır. Hür kadının, elleri ve yüzü hariç bütün bedeni avrettir. Cariyenin avret mahalli erkeğin gibidir. Buna ilave olarak cariyenin karnı ve sırtı da avrettir. Bunların dışında kalan bedeni avret değildir. Giyecek elbise bulamayan kişi, rukû ve secdeyi ima ederek ve oturarak namazını kılar. Oturarak kılmak daha faziletli olsa da ayakta kıldığında da namazı geçerli olur.
Namaza başlayacak kişi, kılacağı namaza niyet etmelidir. Ayrıca niyeti ile iftitah tekbiri arasında [namaza aykırı] başka bir işle uğraşmamalıdır.
Namaza başlayacak kişi kıbleye dönmelidir. Fakat kişi [düşmandan veya yırtıcı bir hayvandan] korkarsa, gücü yettiği yöne doğru namazını kılabilir. Şayet bir kişi kıblenin yönü hakkında şüpheye düşer de yakınında soracağı kimse bulunmazsa, kıblenin yönünü bulmaya çalışır ve namazını o yöne doğru kılar. Eğer namazını kıldıktan sonra ona birisi yanlış yöne doğru namazını kıldığını söylerse, namazını iade etmez. Fakat namazda iken yanlış yöne doğru kıldığını öğrenirse, namazın içinde kıbleye doğru döner ve namazına devam eder.
Şafiilerde:
Namazın dışındaki şartlar beştir. Lügatte şurut şartın çoğuludur. Alamet manasındadır. Dini terimde, üzerine namazın sıhhatinin tavakkuf ettiği şeydir. Şart namazın bir parçası değildir. Bu kayıtla rükûn kapsam dışına çıkmıştır. Zira rükûn namazın bir parçasıdır. Namaza başlamadan önce gerekli olan şartlar beştir:
- Âzaları hadesten (küçük ve büyük abdestsizlikten) ve necâsetten Su veya toprağın bulunmaması halinde kılınan namaz sahih olup sonradan iade edilmesi vaciptir. Elbise, beden ve namaz kılınan mekan, muaf olmayan necasetten temiz olmalıdır.
- Temiz bir elbiseyle avret yerlerini örtmek. Bir kimse tek başına veya karanlıkta olur da avretini örtmekten aciz kalırsa rukû ve sucûdu ima ile değil tam yapar. Namazını kılar ve sonradan iade Avreti örtmek temiz elbiseyle olur. Avreti namaz dışında da insanlardan saklı tutmak vaciptir. Kişi tek başına yıkanmak ve benzeri gibi bir ihtiyaç yoksa avretini örtmesi vaciptir. Ama kişinin avretini bizzat kendinden saklı tutması vacip değildir. Erkeğin avreti göbekle diz kapağı arasında kalan kısımdır. Keza cariyenin de avreti böyledir. Hür kadının namazdaki avreti; yüzü, bileklere kadar her iki elinin dış ve iç kısmı
hariç tüm bedeni avrettir. Namaz dışında ise tüm bedeni avrettir.
- Temiz bir yer üzerinde durmak. Şu halde kişi secdede veya rukûda iken veya oturmuş halde iken veya ayakta iken elbisesinin veya bedeninin bir kısmı necasete ulaşırsa namazı sahih olmaz.
- Vaktin girdiğini bilmek veya içtihat ederek vaktin girdiğini zanla bilmek. Şayet kişi, bu şekilde kendi bilgisine göre vakti belirlemeden namaz kılarsa namaz vaktine tesadüf etse bile namazı sahih olmaz.
- Kıbleye, yani Kâbe’ye yönelmek. İki durumda kıbleyi terk etmek câizdir. Biri, savaş gibi şiddetli korku esnasında, diğeri ise yolculuk sırasında binek üzerinde kılınan sünnet
Ezan ve Kamet:
Hanefilerde:
Ezan okunması, beş vakit namaz ve cuma namazı için sünnettir. Bunların dışındaki namazlar için sünnet değildir. Ezan şöyle okunur: Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber. Eşhedu en lâ ilâhe illallah, Eşhedu en lâ ilâhe illallah. Eşhedu enne Muhammeden Resûlullah, Eşhedu enne Muhammeden Resûlullah. Hayye ale’s-salâh, Hayye ale’s-salâh. Hayye ale’l-felâh, Hayye ale’l-felâh. Allâhu ekber, Allâhu ekber. Lâ ilâhe illallâh. Sabah ezanında Hayye ale’l-felâh dan sonra iki defa es-Salâtu hayrun mine’n-nevm denir.
Kamet getirmek de ezan gibidir. Sadece kamette, Hayye ale’l-felâh dan sonra iki defa Kad Kâmeti’s Salâh denir.
Ezan yavaş okunur, kamet ise hızlı. Her ikisi okunurken de kıbleye dönülür. Müezzin Salâh’a ve Felah’a gelince, Salâh ‘da yüzünü sağa çevirir, Felah ‘da ise sola çevirir. Kaza edilen namazlar için de ezan ve kamet okunur. Eğer bir anda birden fazla kaza namazı kılınacaksa; ister, birincisi için ezan okunur diğerleri için sadece kamet getirilir. İster, hepsine hem ezan okunur hem de kamet getirilir.
Müezzinin ezan okurken veya kamet getirirken abdestli olması gerekir. Abdestsiz bir şekilde ezan okumak caiz olsa da kamet getirmek mekruhtur. Gusül abdesti olmayan birisinin ezan okuması mekruhtur. Vakti girmemiş bir namazın ezanı okunmaz.
Şafiilerde:
İslâm’ın şiarı ortaya çıksın diye tek başına veya ikinci bir cemaat için olsa dahi farz namazlar için ezan ve kamet getirmek sünnettir. Ezan, kametten daha faziletlidir. Bir başka görüşe göre ise kamet daha faziletlidir. Tek başına namaz kılan kimse, daha önce cemaatle namazın kılındığı bir mescitteyse, ezan için sesini fazla yükseltmez. İkinci bir cemaat için ezan okuyanın durumu da aynıdır, seslerini yükseltmezler. Kadınların kıldığı cemaat namazı için ezan değil de kamet getirmek sünnettir.
Ezan ve kametin lafızları bellidir ve tertipli bir şekilde okunması vaciptir. Eğer müezzin ezan okuduğu esnada uzun bir süre sessiz kalırsa veya konuşursa ezan bozulur ve baştan alması gerekir.
Eğer sadece kendisi için ezan okuyup kamet getirirse, en az kendisine sesi işittirmelidir. Ancak cemaat için getirirse, ezan ve kameti her birine ayrı ayrı işittirmelidir. Sabah hariç hiçbir namaz için vaktinden önce ezan okumak geçerli olmaz. Ancak sabah namazı için gecenin ilk yarısından sonra ezan okunabilir.
Ezan ve kametin mendubları vardır. Abdestli olmak, ayakta okumak, kıbleye yönelmek. Birinci Hayye ale’l-felâh getirildiğinde boynu bükerek sağa, ikincisinde ise sola bakmak. Kişi göğsünü ve ayakları (kıbleden) çevirmez.
Abdestsiz kişinin ezan okuması mekruhtur. Cünüp olan kimsenin okuması daha çok mekruhtur. Kamet getirirken abdestsiz olmak daha ağır mekruhtur.
Mescidin yakınında yüksek bir yerde ezan okumak, parmakları kulak deliğine koymak, ezanı tertilli okumak, kameti ise hızlı okumak mendubtur.
Müezzinin Müslüman, akıllı, mümeyyiz ve erkekler için getiriyorsa erkek olması şarttır. Hür, adil, gür ve güzel sesli olması mendubdur. Yanında gören biri yoksa gözleri görmeyen birinin müezzin olması mekruhtur.
Cünüp, hayızlı ve Kurân okuyor olsa dahi kişinin, her kelimenin ardından müezzinin
söylediklerini söylemesi, Hayya ala’s-salâh ve Hayya ale’l-felâh sırasında Lâ havle ve lâ
kuvvete illâ billâh, sabah namazında müezzin Es Salâtu hayrun minen-nevm dediğinde sadakte ve berirte ve kamet kelimelerinde ise: “Yer ve gök devam ettiği sürece Allah namazı kaim ve daim etsin ve beni namazın, salih ehlinden eylesin” demesi mendubdur.
Eğer ezan sırasında cima ediyorsa veya lavabodaysa ya da namaz kılıyorsa, sonradan icabet eder. Ezan ve kamet bittikten sonra müezzin ve ezanı işiten kişinin Rasûlullâh’a sallallahu aleyhi vesellem salât getirmesi ve şu duayı yapması mendubdur: “Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın rabbi Allâhım! Muhammed’e vesileyi, fazileti ve yüksek dereceyi ver. Onu, kendisine vaad ettiğin makâm-ı mahmûda ulaştır.” [Buhârî, Ezan, 8]
Hâtime:
Dergimizin bir sayısında yine Fıkıh Bölümünün yazısını tamamlamayı bize nasip eden Rabbimize hamdolsun. Bu yazımızda namaz bablarından namaz vakitleri, şartları ve ezan bablarını anlattık. Sonraki yazılarımızda da namaz bablarıyla devam edeceğiz inşaAllâh. Bir sonraki yazımızda buluşmak ümidiyle Allâh’a emanet olun.
Minhâc Dergisi 12. Sayı | Ocak 2025 | Üzeyir Hanif
Bir Cevap Yaz