«
  1. Anasayfa
  2. 12. SAYI / OCAK 2025
  3. İslâm Coğrafyalarındaki İdeolojiler

İslâm Coğrafyalarındaki İdeolojiler

H.GÖKÇE

Giriş

Bütün eksikliklerden münezzeh olan şanı yüce Allâh’a kul olmak, sahih bir akide üzere olup nebevî yola tabi olmayı gerekli kılar. Şirk ve küfürden arınmış bir akide, cahiliyenin kirlerinden temizlenmiş bir inanç sistemine sahip olmayı kaçınılmaz kılar.

Her türlü fitne ve ifsadın kaynağı olan cahiliyeye karşı, İslâmî mücadele vermek, onu besleyen bâtıl ideolojileri bilmek ve tanımak, onlara karşı durmak, dâvâ erleri olan muvahhîdler için imânî bir sorumluluktur.

Tevhîdî bir inançta olmak, şirke ve zulme karşı olmak olmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Hak üzere olup İstikameti şiar edinmek, Allâh’u Teâlâ’ya kul olmaya talip olmak demektir.

Makalelerimizde özellikle şirki ve küfrü topluma dayatan ideolojilerin bilinmesi noktasında onları anlatmaya ve tanıtmaya çalışacağız, Allâh’u Teâlâ’nın izniyle. Yazımıza ideolojinin tanımıyla başlayarak ideolojileri tanımlandırmaya çalışacağız. Gelecek yazılarımızda da bu ideolojileri tek tek izah etmeye gayret edeceğiz, Allâh’ın izniyle.

İdeoloji

“İdeoloji” kavramı, kesin bir tanımı yapılmamakla birlikte günümüzde daha çok olumsuz bir anlam ile ilişkilendirilmektedir. Düşünce ya da eylemlerinde objektif değil de kendi kalıplaşmış ön yargılarına göre davranan gerçekliği tanımayan, dünyayı yalnızca kendi idelerine ve tasarımlarına göre algılayıp biçimlendirmek isteyen kişi “ideolog/ideolojik kişilik” olarak adlandırılmaktadır.

İdeolojik kişiliğin en önemli ruhsal karakteristik özelliklerinden bir tanesi, onun başka bir ideolojiyi savunan kimseleri düşman olarak görmesidir.

İdeoloji, hakikatin kurulaştırılarak ters yüz edilmesi ve bu yolla insan zihninin yönlendirilmesi özelliği ile dünyaya ve insanlığa bir bütün veya parça olarak yön ve tasarım vermek isteyen egemen güçlerin kullandıkları iddiaların, tezlerin başında gelmektedir. Bu aşamada artık ideolojinin, kendince hakikati ifade eden ve gerçekleştirilmesi gereken bir temel gaye olarak değil de yalnızca ulaşılmak istenen sosyo-politik amacın gerçekleşmesi için kullanılan bir vasıta olarak kabul edilmesi söz konusudur.

Ne var ki bir ideolojiyi sömürü aracı olarak kullananların ağına düşme ve onun tarafından kuşatılma riskiyle karşı karşıyadır.

İdeolojilerin en başta gelen özelliği, etken oldukları insan gruplarında inatla savunulan, kan dökme pahasına da olsa vazgeçilemeyen inançlar olarak yerleşmeleridir. İdeoloji, insanın tüm duygularını harekete geçirir, onu, “seferber” duruma getirir. [Şerif Mardin: İdeoloji ve ideoloji] Her ne kadar düşünür ve sosyologlar çağımızı ideolojilerin bitiş devri olarak ilan etmişlerse de 20. Yüzyıla yeniden baktığımız zaman en sık, yoğun anlamda “ideolojik” olduğunu görürüz. [Şerif Mardin: İdeoloji ve ideoloji]

1960’lardan sonra Türkiye’de ideolojilerin yayılması için gereken farklılaşmış toplumsal ortam oluşmuştur. Bunun sonucunda da farklılaşmış, kümeleşmiş bir topluluğun her kümesi kendisine rehber olacak yeni inançlar aramaktadır. [Din ve İdeoloji, iletişim yayınları, 1993]

Cemil Meriç, izmleri (ideolojileri “idrakimize giydirilen deli gömlekleri”) ne benzetir ve bunların toplumumuzda hüsnü kabul görmesini, batı menşeli olmalarına bağlar. Halbuki yazara göre batıdan gelen bütün ideolojiler birer “konserve” düşüncedir. [C. Meriç, Bu Ülke, iletişim yay] Her ne kadar istemesek de Cemil Meriç’e göre yine de ideolojilere ihtiyaç vardır. Çünkü ideolojiler insan zekâsına yön veren düşüncelerdir. Fakat tek başına ideolojiler hiçbir işe yaramaz. İdeolojiler ancak “şuur” ile bir anlam kazanabilir. O halde yapılması gereken, bütün ideolojilerin serbestçe düşüncelerini ortaya koymasını sağlamak ve onları tartışarak, sahip olduğumuz “değerler” doğrultusunda yeniden ele almaktır.

Görüldüğü gibi Cemil Meriç, ideolojilerin Türkiye’de serbestçe ifade edilmesinden yanadır. İdeolojiler karşında yasakçı bir zihniyete sahip olmak, düşünce hürriyetinin önünün kesilmesine sebep olur. Ancak ideolojilerin tek başına toplumun problemlerine çözüm getirmesi mümkün değildir. Sahip olduğumuz İslâmî mirasımızın ışığı altında ideolojilere eğilmemiz ve onları değerlendirmemiz gerekir.

İdeolojiler, genellikle siyasî, felsefî ve dinî değerler perspektifinden değerlendirilir ve farklı temel inanç sistemlerine ayrılır. Batı kaynaklı olanlar, bâtıl ideolojiler olarak anlamlandırılırken, din kaynaklı olup vahiyle beslenen İslâm, ilâhî bir nizamdır. Bu anlamda öne çıkan insan kaynaklı bâtıl ideolojiler çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. En yaygın sınıflandırma siyasi konumlarına göre yapılan sınıflandırmadır.

Sol İdeolojiler

Genellikle eşitliği, sosyal adaleti, toplumsal değişimi ve devletin ekonomideki rolünü vurgular.

Sosyalizm: Toplumsal mülkiyeti, üretim araçlarının ortaklaşa kontrolünü ve eşitlikçi bir toplu oluşturmayı savunur. Karl Marx ve Friedrich Engels gibi düşünürlerin önderliğinde gelişmiş ve 19.yüzyılda işçi haklarını desteklemiş bir hareket olarak önem kazanmıştır.

Komünizm: Sınıfsız, devletsiz ve özel mülkiyetin olmadığı bir toplumu öngörse de uygulaması olmayan ve olamayacak bâtıl bir ideoloji. Özellikle Marx ve Engels’in teorileri üzerine kuruludur. Sovyet birliği gibi ülkelerde uygulanmaya çalışılmıştır.

Anarşizm: Her türlü hiyerarşiyi ve otoriteyi reddeder. Bireysel özgürlüğü ve gönüllü iş birliğini savunur. 19. Yüzyılın sonlarında güçlenmiş, çeşitli sosyal hareketler ve devrimci eylemlerle etkisini göstermiştir.

Demokratik sosyalizm: Demokratik yollarla sosyalist hedeflere ulaşmayı amaçlar. Refah devleti, sosyal güvenlik ve kamu hizmetlerinin genişletilmesini savunur.

Sağ İdeolojiler

Genellikle geleneği, düzeni, bireysel özgürlüğü ve devletin ekonomideki rolünün sınırlandırılmasını vurgular.

Faşizm: Ulusalcı, otoriter ve genellikle baskıcı yönetim sistemini destekleyen aşırı sağcı ideolojidir. 20. Yüzyılda İtalya ve Almanya gibi ülkelerde faşist yönetimler tarafından kurulmuştur.

Muhafazakârlık: Geleneksel değerleri, kurumları ve toplumsal düzeni korumayı amaçlar. Değişime temkinli yaklaşır ve kademeli reformları tercih eder. Fransız devrimine tepki olarak 18. Yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Liberalizm: Bireysel özgürlüğü, sınırlı devleti, serbest piyasayı ve mülkiyet haklarını savunur. 18. Yüzyılda gelişmiş, sanayi devrimini destekleyen ve sosyal adalet alanında da reformlar öneren bir yapıya bürünmüştür.

Milliyetçilik: Bireylerin, kendi milletine duyduğu bağlılık ve devletin ulusal çıkarlarını ön plana alan ideolojidir. Fransız devrimi ile yaygınlaşmış, özellikle 19.ve 20.yüzyılda birçok bağımsızlık hareketine yön vermiştir.

İdeolojilerin Özellikleri

  • İdeoloji, belirli bir toplumsal grup ya da sınıfa ait fikirler kümesidir.
  • İdeoloji, toplumsal açıdan önemli bir grubun veya sınıfın içinde bulunduğu durumu ve hayat deneyimlerini simgeleyen inanç ve fikirlerdir.
  • İdeoloji, gerçek bilginin önüne dikilen bir engeldir.
  • İdeoloji, insanların birbirini zaman zaman ilahlaştırması ya da böcek seviyesine düşürmesine sebep olan şeydir.
  • İdeoloji, bir dünya görüşüdür.
  • İdeoloji, çağımızın ürettiği çalkantıların ardından gelen karışıklıklar, yıpratılan değerler ve bozulmaların temelini teşkil eder.
  • İdeoloji insanın iradesine, özgür varlık olma yönünde kişiliğini ifsad etmeyi hedefler.
  • Ahlâkî anlamda özgür iradeye ve hayatı temel akide üzerine konumlandırma noktasında ideolojileri bütünlükleri içinde bilinmesi ve anlaşılması gereklidir.
  • İdeolojiler, İslâmî ve değerlerini ortadan kaldırmayı gaye edinmiş, insanlık için en büyük beladır.
  • İdeolojiler, Allâh’u Teâlâ’ya yapılması gereken mutlak itaati tehdit görerek, insanları kendi ilkelerine bağlı kalmaya zorlayarak kendilerini putlaştırır.
  • İdeolojiler, kendi felsefî ve siyasî düşüncelerini genellikle doğru olarak mutlaklaştırır. Eleştiriye kapalı bir yapı sergilerler. Oysa fıtrat olarak insanın aklı sınırlı olduğu ve mutlak doğruya ulaşamayacağı gerçeğinden mutlak doğruya vahiyle ulaşacağını inanç esası olarak kabul eder

Değerlendirme

Modern kapitalizmin egemen olduğu ve bir sömürü aracı olarak kullanıldığı günümüz dünyasında siyaset ve hukuk ikilisinin tek bir ideoloji çatısı altında birleştirildiği ve işlevselleştirildiği söylenebilir. İktidar odakları, ideoloji olgusu aracılığıyla toplumsal yaşama ve dünyaya kendi çıkarları doğrultusunda yön ve biçim vermek istemektedirler. Küreselleşme, teknolojik gelişmeler, kitle iletişim araçları, çağdaş imkân ve vasıtalar yoluyla bu amaçlarına büyük oranda ulaşmış durumdadırlar. İdeoloji olgusunun çağımız dünyasında batı Emperyalizminin bir sömürü aracı olarak işlevselleştirildiği (tanımlanması, açıklanması) ve kullanıldığı gerçeği inkâr edilemez. Bu anlamda eldeki çalışma ideolojinin söz konusu tanımının bilhassa din olgusu üzerindeki etkisini, değişimini/dönüşümünü açıklamayı amaçlamaktadır. [Ahmet Gürbüz: Dinin ideolojiye dönüşümü]

İdeoloji sadece bireyin teori dünyasıyla ilgili değildir. İdeolojiler genellikle insanların ve toplumların pratik hayatlarına yön verirler. Toplumları, cahilî sistemlerin değer yargılarıyla şekillendirecek bir misyon üzeredirler. Fıtrî ihtiyaçlar çeşitli ideolojiler ile toplumun sosyolojik taleplerine göre yönlendirilir. İnsanların temel ihtiyaçları ideolojiler vasıtasıyla sistemin istediği şekle dönüştürülür. Yaratılış gayesini bilemeyecek anlayamayacak bir hale gelinceye kadar ideolojilerle aldatılırlar. Haksızlık üzerine kurulu zulüm sistemlerini devam ettirmeleri bâtıl ideolojileri ile mümkündür. Halkları birbirine düşürmek için ideolojileri ile fitne çıkarırlar. Çıkar ve menfaattarı için ülkelerin yönetiminde yerli kuklalarını işbaşına getirirler. Halkın beraberliğini bozacak zıt ideolojilerle toplumlar iç çekişme ve kargaşalarla birbirine düşürülürler. Dünyayı tek kutuplu hale gelecek şekilde ülkeleri birbiriyle kavgalı hale getirerek çatışma ortamına sürükleyecek ideolojileri oluştururlar. Ürettikleri silahları satabilmeleri ülkelerin savaş ortamına getirilmelerini gerekli kılmaktadır. Barış, hürriyet, adalet ve insan hakları gibi aldatıcı sözlerle süsledikleri ideolojilerle milyonlarca masum insanı katleden zalim sistemleri toplulara musallat ederler.

Sonuç

Tarihi akış içerisinde toplumumuzun geçirdiği değişim süreçlerinde ideolojiler sosyal bir karaktere sahip olmasından ve kendi mensuplarına belli birtakım değerler ve semboller sistemi vererek bir “zihniyet” kazandırmasından dolayı merkezi bir yer işgal etmiştir.

İdeolojiler, geçmişte olduğu gibi bugün de bir “yaşam biçimi” ve “dünya görüşü” olarak toplumumuzdaki sosyal davranışların oluşmasında önemli bir unsur olmaya devam etmekte ve sosyal, kültürel, iktisadî, siyasî vb. alanlarda varlığını hissettirmektedir. Bu bakımdan toplumun dinine, mazisine ve kültürüne sırtını dönerek tüm benliğiyle batı kaynaklı ideolojilere yönelmesi ve bunlara umut bağlaması yakın tarihimizin bir özetidir demek yanlış olmaz.

Batıdan gelen her türlü düşünce ve anlayış karşısında son derece dikkatli davranmamız gerektiği muhakkaktır. Bu manada batı kaynaklı ideolojiler, batının diğer toplumları batılılaştırma çabalarının ürünüdür.

Toplumumuz, batının geçirdiği evreleri yaşamamış ve batıdan ayrı değer ve inançlara sahip, sınıfsız bir toplumdur. Bu bakımdan batı kaynaklı ideolojileri, ayrı bir inanç sistemine ve toplumsal yapıya sahip olan Anadolu’ya aktarmak bu toplumun sosyal bünyesinde ve inanç sisteminde çeşitli rahatsızlıkların oluşmasına sebep olmaktadır.

O halde yapılması gereken; ahlâkî değerlerimizden kopmadan İslâmî kültür ve mirasımıza sahip çıkarak batı kaynaklı ideolojilerin İslâmî değerlere zarar vermesinin önüne duracak dâvâ şuuruyla İslâmî mücadele içinde yerimizi almamızdır. Bu anlamda bâtıl ideolojileri süzgeç altına alıp, yeniden yorumlayarak İslâm’a ve Müslümanlara vereceği zararı bertaraf etmeliyiz. İnsanlığın, toplumun halkın ve ailelerin korunması ve kollanması bu uğurda yapılacak çalışmaların gelecek nesillerin sağlıklı bir şekilde yarınlara güvenle bakmasına temel oluşturacaktır. Biiznillâh toplumun önünü açacak en emin yol budur.

Yazımı duâ ile noktalamak istiyorum:

Ey Rabbimiz! Bizleri hikmetle rızıklandır. Söz, düşünce ve davranışlarımızı hikmetle süsle. Sefihlik, cehalet ve acelecilikten sana sığınırız. “Sen kime hikmet vermişsen ona çokça hayır vermişsindir.” [Bakara: 2/269] “Hayrın tamamı senin elindedir ve biz Senin indireceğin hayra muhtacız.” [Kassas: 28/24]

Allâhumme âmin.

Selâm ve duâ ile…

Minhâc Dergisi 12. Sayı | Ocak 2025 | Hayreddin Gökçe

Bir Cevap Yaz