Kulların tevbelerini kabul eden et-Tevvâb olanın ismiyle… O’na yönelir, O’na hamd eder ve O’ndan mağfiret dileriz. Salât ve selâm Nebîmiz aleyhisselâm’ın, O’nun pak âlinin ve ashâbının ve de onlara ihsan ile tabi olan muvahhîdlerin üzerine olsun.
Değerli okurlarımız! Dergimiz, Allâh’u izni ve inâyetiyle 12. sayısına ulaştı. Bizleri istikâmet üzere kılana hamdolsun.
Elhamdülillâhi hamden kesîra…
Dergimizin hayırlı yolculuğunu hayırlı yolcularla birlikte devam ettirmesini Rabbimizden dileriz. Çaba bizden karşılığını vermek ise Rabbimizdendir.
Değerli okurlarımız! Bu sayımızı “Tevbe” kavramına ayırdık. Mâlum olduğu üzere tevbe, kul için en önemli kavramlardan birisidir. Kullar, hayât boyunca imtihanlara maruz kalırlar. Bu imtihanlarında bazen bazı hatalar yapar ve günah işlerler. İşte böyle bir durumda karşımıza çıkan ve kul için kurtuluşa götüren bir kavramdır, tevbe.
Tevbe, af olunmanın ve arınmanın yoludur. Kul hatasız olmadığı gibi Rabbimiz de af etmeyen değildir. Bilakis Rabbimiz, tevbe edenlerin günahlarını bağışlayan el-Afuvv’dur. Yeter ki kul acziyetini bilsin, yeter ki kul yaptığını itiraf etsin, yeter ki kul bağışlanmayı dilesin. O kul, tevbe kapılarını ardına kadar açık bulacaktır. İnsânlar kendi şahsi kapılarını bazen açarlar bazen kaparlar; bazılarına açarlar bazılarına kaparlar. Fakat et-Tevvâb olan Rabbimizin tevbe kapısı gece-gündüz herkese daima açıktır; yeter ki kul pişmanlığını bir daha yapmamak için ikrar edip, Rabbimizden af dilesin. Zira âyetlerde de beyân edildiği üzere Rabbimiz kullarının tevbe etmelerini isteyen, tevbekâr kullarının tevbelerini kabul edendir.
“Artık Rabbini övgülerle yücelterek tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile! Çünkü O, tevbeleri çokça kabul edendir.” [Nasr: 110/3]
“Kim tevbe edip sâlih ameller işlerse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş makbul bir kimse olarak Allah’a dönmüş olur.” [Furkan: 25/71]
“Öyleyse, hâla samimi bir tevbe ile Allah’a dönüp, O’ndan kendilerini bağışlamasını istemeyecekler mi? Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” [Mâide: 5/74]
Peygamberler, Rabbimizin seçtiği müstesna şahsiyetlerdir. Onlar, el-Hafîz tarafından korunanlardır ki onlarda ismet sıfatının olduğunu biliyor ve îmân ediyoruz. Lakin onlar dahi Rabbimize yönelmekten ve O’ndan af dilemekten asla ayrılmamışlar, kendilerini bundan müstağni görmemişlerdir. Nebîmiz aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Allâh’a tevbe edip O’ndan af dileyiniz. Zîrâ ben O’na günde yüz defa tevbe ederim.” [Müslim]
“Allâh’ım! Beni bağışla ve tevbemi kabul buyur! Çünkü Sen tevbeleri çok kabûl eden ve çok merhamet edensin.” [Ebû Dâvûd, Tirmizî]
Hal böyle olunca peygamberlerin haricindeki diğer insânların durumları nasıl olmalıdır bir düşünmek gerekir. Günahlardan korunanlar tevbe ve istiğfarın ehli olunca onların peşine gitmesi gerekenlerin hali de elbette onlar gibi olmaya çalışmaktır. Rabbimiz bizleri de seçilmiş elçilerin pak yolundan gidenlerden eylesin. Allâhumme âmin.
Değerli okurlarımız!
Bir hakikat karşımıza çıktığında; “işittik ve isyan ettik!” [Bakara: 2/93] demek helak ehlinin, “işittik ve itaat ettik!” [Bakara: 2/285; Nûr: 24/51] demekse felah ehlinin vasfıdır. Hakikatleri görüp bildikten sonra onlara îmân etmeli ve onları hayât yapmalıyız. Zira bilgi amel içindir. Bu sayımızda da diğer sayılarımızda olduğu gibi hakikatlerin tellalı olmak adına söylediklerimize kulak vermeniz duâsıyla hepinizi emanetleri zayi etmeyen Allâh’u Teâlâ’ya emânet ediyoruz.
fi emânillâh…
Bir Cevap Yaz