«
  1. Anasayfa
  2. 12. SAYI / OCAK 2025
  3. Arınmanın Yolu: Tevbe

Arınmanın Yolu: Tevbe

HAKAN

Tevbeleri kabul eden et-Tevvâb olanın ismiyle… O’na hamd eder ve O’ndan yardım dilerim. Salât ve selâm Nebîmiz aleyhisselâm’ın, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Tevbenin Tanımı

Arapça’da “geri dönmek, rücû etmek, dönüş yapmak” mânâsına gelen tevbe (tevb, metâb) “dînde çirkin ve kötü şeyleri terk ederek güzel ve iyiye yönelme” olarak ifâde edilmiştir. Allâh’u Teâlâ’ya nisbet edilen tevbe; “kulun tevbesini kabul edip lütuf ve ihsânıyla O’na yönelmesi” mânasına gelir. [Zeccâc, s. 61-62; Kuşeyrî, et-Taḥbîr, s. 84]

Tevbe, kulun işlediği tüm isyan içerikli işlerden ve günahlardan pişman olması ve onlardan vazgeçerek bir daha yapmamaya azmederek karar vermesi; bu kararını da hayâta geçirmesidir. Tevbe, tevbeleri kabul eden et- Tevvâb yönelerek, O’ndan af taleb etmektir. Tevbe, yana yakıla, ciğerleri kavururcasına bir pişmanlıkla pişman olmak, bir daha yapmamacasına vazgeçmektir. Tevbe, günahların kirinden, gafletin pasından mânevî bir arınıştır.

Tevbenin Şartları

İbâdetlerin şartları olduğu gibi tevbenin de şartları vardır. Kul, işlediği günahtan pişman olmalı ve onlardan hemen vazgeçmelidir. Yaptığı tevbesinin içerisinde bir daha işlediği günaha geri dönmeme niyeti ve azmi olmalıdır. Ayrıca başkalarının haklarına girdiyse onlarla da helalleşmesi gerekir. Tabi bazı uyanıklar işledikleri suçları karşısındakine söylemeden laf arasında “hakkını helal et!” diyerek karşı taraftan “helal olsun!” sözünü duymayı helalleşme zannederler ki bu onların cehaletinden kaynaklanmaktadır.

Pişmanlık ve Tevbe

Pişmanlık, tevbenin gerçekleşmesi için gereken ilk şarttır. Tevbe, büyük bir pişmanlık ve derin bir nedâmet ile yapılmalıdır. Tevbede ihlâs ve samimiyet gerekir. Birilerine yaranmak, dünyevî menfaatler elde etmek için yapılan tevbe, sahih bir tevbe değildir. Zira hakiki nâdim olmayanların tevbeleri geçerli olmaz. Tevbekâr bir kul, tevbesini gözyaşıyla mühürleyerek Rabbine sunmalıdır. Unutulmamalıdır ki; “Pişmanlık tevbedir.” [Müsned, İbn Mâce]

Pişmanlık vazgeçmeye, vazgeçmek hayâtın ve günahların arınmasına bir vesiledir. Kul, hatalıdır, günahkârdır, hayâtı boyunca da bir takım hatalar yapacak ve günahlar işleyecektir. Burada kul için nefsinin şerrinden ve şeytânın tuzaklarından kurtulma yolu olarak tevbeyi görürüz. Hiç şüphesiz ki Rabbimizin birçok ikramından bir ikramdır, tevbe. O, tevbe diye bir rahmet kapısı bizlere açmasaydı halimizin ne olurdu? Ama zatına rahmeti yazan, kullarına da bağışlanmaları için tevbe diye büyük bir kavram nasip etmiştir. Elhamdulillâh.

Fıtrat ve Tevbe

Fıtratımızla tevbe arasında bir bağ, bir bağlantı vardır. Zira tevbekâr bir kul, tevbe ederek günah yolunu terk etmiş ve itaat yoluna yönelmiş olur. Böylece aslına yani fıtratına döner ya da dönmeye gayret eder. Bilindiği üzere insân, doğduğunda masumdur, günahsızdır. Tevbe, tekrar bize o kapıyı aralar, o imkânı sunar. Günah çukurlarında ne kadar batarsa batsın, tekrar fıtrata dönüş tevbeyle mümkündür. Yeis yerilmiş, tevbe ile ümit var olmak ise medh edilmiştir. “De ki: “Ey kendi aleyhlerine olarak günahlarda aşırı giden kullarım! Allâh’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allâh, bütün günahları bağışlayandır. Şüphesiz O Allâh, çok bağışlayan ve çok acıyandır.” [Zümer: 39/53]

Bidat Ehlinin Tevbesi

Rabbimiz, kullarına şah damarından daha yakın olandır. Tevbeleri O’ndan başka kabul eden ve kullarını O’ndan başka bağışlayan yoktur. “Allâh’tan başka günahları kim bağışlar.’’ [Âl-i İmrân: 3/135] Bir takım bidat ve hevâ ehli, sahte tevbeler dağıta dursun sahih tevbe ancak aracısız olarak Allâh’a yapılır.

Burada bir hatırlatma ve uyarı yaparak diyelim ki: Kul için yapması gerekli en öncelikli konu, dînini güzelce araştırması ve sahih kaynaklardan öğrenmesidir. Zira dünden bugüne dîn tüccarları, insânları Allâh ile kandırmaktadırlar. Her şeyi en ayrıntılı olarak araştırıp, kendilerini akıllı sananların konu dîn olunca sınıfta kalmaları ayrı bir tezattır.

Rabbimizin kitâbı ve Nebîmiz aleyhisselâm’ın Sünnet’i ve de Rabbânî ulemamızın kavilleri elimizde mevcuttur. Elhamdulillâh. Rabbânî âlimler, Kur’ân’ın ve Sünnet’in dışına çıkmayanlardır. Kim ki Kur’ân’ın ve Sünnet’in dışına çıkarak bir takım tevillerle kendi bâtıl yolunu süslüyorsa onlardan uzak durulmalıdır. Onların bâtıl yolundan gidenler, ateşe götüren yolda gidenlerdir, buradan ayrılmalı ve derhal hallerine tevbe etmelidirler.

Şirkten Tevbe Etmek

Tevhîd, en büyük emir, şirk ise en büyük nehiydir. Kulun -şâyet varsa- ilk tevbe edeceği şey şirk olmalıdır. Şirk işleyen kişi müşriktir ve müşrik tevbe etmeden ölürse ebedî olarak cehennemde kalacaktır. Böyle bir âkıbetten Rabbimize sığınırız. “Hiç şüphesiz, Allâh, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Her kim, Allâh’a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.” [Nisâ: 4/116]

Rabbimiz şirk koşulmasını af etmiyor ve kişi şirk üzere ölürse ebedi ateşin ehli oluyorsa burada her akıl sahibi durmalı ve düşünmelidir. Hem de derin derin düşünmelidir. Zira bu hayâtta birçok şeyin telafisi mümkündür. Fakat şirk üzere ölen için herhangi telafi yolu yoktur. Öyleyse herkesin kendi nefsine sorması gereken soru; “şirk nedir ve ne yapıldığında şirk koşulur?” olmalıdır. Zira şirki ve şirkten korunma yollarını bilmeyenler şirke düşerler. Zamanımız şirkin yaygın olup, kimsenin kendisine müşrikliği yakıştıramadığı bir zamandır. Bu zamanda aldanmamak için çok daha fazla gayret sarf etmek gerekmektedir.

Tevbe Etmemek Şeytân’ın Yoludur

Tevbe, et-Tevvâb olan Rabbimizin rızasına vesiledir. Rabbimiz, tevbekâr kulundan razıdır. Tevbe etmeyip, günahta ısrar ve inat edip diretmekse iblisin vasfıdır. Rabbimiz, lânetli iblis için şöyle buyurmuştur: “Meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.” [Bakara: 2/34] Evet, tevbeye yanaşmamak, günahta diretmek şeytânın yoludur. Âdem’in yolu ve sünneti ise hatada ısrar etmeden tevbe etmektir. Âdem aleyhisselâm, hata ettikten sonra tevbe etmiş ve Rabbimiz de onu bağışlamıştır. Zira Rabbimiz, tevbe edenlerin tevbesini kabul edendir. Yeter ki kul kulluğunu bilsin, aczini itiraf edip, bağışlanma dilesin…

Tevbe Etmek Enbiyânın Yoludur

Tevbe etmek, enbiyânın vasıflarındandır. İsmet sıfatına sahip olan nebîler sürekli tevbe ederlerdi. Onların tevbeleri günahları sebebiyle değildir. Zira onlar günah işlemekten korunmuşlardır. Kur’ân’ı Kerîm’de onların tevbelerine şahit olmaktayız.

Rabbimiz, atamız Âdem aleyhisselâm’dan bahsederken: “Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.” [Tâhâ: 20/132] buyurmuştur. Yine tevhîd önderi İbrâhîm aleyhisselâm ve oğlu İsmâîl aleyhisselâm: “Tevbemizi kabul et. Hiç şüphesiz Sen, tevbeleri kabul edensin ve çok merhametlisin” [Bakara: 2/128] diye duâ etmişlerdir.

Ulu’l-azm peygamberlerden Mûsâ aleyhisselâm ise; “Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.” [A’râf: 7/151] “Rabbim, gerçekten, kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla.” [Kasas: 28/16] diyerek et-Tevvâb olana yönelmiş ve O’ndan bağışlanma dilemiştir. Kur’ân’ı Kerîm’de bizler bu tür örnekleri görebiliriz.

Yine hatasını itiraf eden Yûnus aleyhisselâm da Rabbimize yönelerek; “Senden başka ilâh yoktur. Seni tesbih ederim. Şüphesiz ki ben, (nefsine) zulmedenlerden oldum.” [Enbiyâ: 21/87] diye nidâ edip, yalvarmıştır.

Allâh, Tevbe Edenleri Sever

Îmân ehli, hatalarda ve günahlarda ısrar etmekten kaçınmalıdırlar. Zira böyle bir ısrar şeytânı ve şeytânîleri sevindirir. Rabbimiz günahlarına tevbe etmeyenleri nefislerine zulmeden zalimler olarak adlandırmıştır. “Günahlarına tevbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır.” [Hucurât: 49/11] Yine Rabbimiz, îmân ehli mü’minlerin tevbe etmelerini istemiştir:  “Ey îmân edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allâh’a tevbe edin.” [Tahrîm: 66/ 8] “Ey mü’minler! Hepiniz Allâh’a tevbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.” [Nûr: 24/31]

Nebîmiz aleyhisselâm da tevbe ile alakalı olarak şöyle buyurmuştur:

“Ey insânlar! Allâh’a tevbe edip O’ndan af dileyiniz. Zira ben, O’na günde yüz defa tevbe ederim.” [Müslim]

Subhânallâh! Âlemlere rahmet olan Nebîmiz aleyhisselâm dâhi her gün Rabbimize tevbe ediyorsa elbette ümmeti olarak bizler de tevbeyi ve istiğfarı hayât yapmalıyız. Yakinen bilmeli ve îmân etmeliyiz ki günahta ısrar etmeden tevbe etmek, kullar üzerine farz-ı ayndır. Yani zarurî ve kaçınılmaz bir vecibedir.

Rabbimiz, kitâbında mü’min kullarını bizlere şöyle tanıtmaktadır: ‘‘Onlar çirkin bir iş yaptıkları ve nefislerine zulüm ettikleri zaman Allâh’ı zikredip günahlarının bağışlanmasını isterler. Zaten Allâh’tan başka günahları kim bağışlar? Hem onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.’’ [Âl-i İmrân: 3/135]

Elbette ki kul, kulluk yolcuğunda bazı hatalar işleyebilir. “İşlesin!” demiyoruz, diyemeyiz ancak işlememesi de mümkün değildir, biliyoruz. Çünkü insân, melek olarak yaratılmamıştır. Nefsiyle, şeytânla, şeytânlaşan ins ve cin ile imtihan olunur. Kimi zaman yalpalar, kimi zaman düşer, çoğu zaman yürüyemez, bazen yorulur ve gidemez, bazen de bocalamalar içerisinde kalakalır. Fakat aklından hiç çıkarmaması gereken gerçek, Rabbinin onu daima gördüğü ve O’nun gücünün her şeye yettiğidir. O dilerse en günahkâr bir kul bile en büyük veli haline gelir. Yeter ki kul, O’na yönelsin, yeter ki Rabbini zikredip, O’ndan bağışlanma dilesin.

Nebîmiz aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

‘‘Herkes günah işler, fakat günahkârların en iyisi tevbe edendir.’’ [Hâkim]

Rabbimiz, tevbe eden kullarını sever ve onların tevbelerinden memnun olur. 

“Allâh, çok tevbe edenleri sever ve çokça temizlenenleri de sever.” [Bakara: 2/222] 

“Kulunun tevbe etmesinden dolayı Allâh Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.” [Buhârî]

Tevbe, Azabı Önler

Bizleri azaptan ve gazaptan koruyacak belirli şeyler vardır ki tevbe bunların başında gelir. Rabbimizin buyruğu şöyledir: “Sen içlerinde oldukça Allâh onlara azap etmez, tevbe edip dururken de Allâh onlara yine azap etmeyecektir.” [Enfâl: 8/33] Evet, tevbe edenler oldukça dünyevî birçok musibet önlenecek ve birçok bela ortadan kalkacaktır. Rabbimizin azabından ve gazabından korkan bir kul, bu âyetin bildirdiği üzere azaba uğramamak için tevbeyi asla bırakmamalıdır. Hatta kendisi tevbe ettiği gibi, etrafındakileri de tevbe etmeye çağırmalıdır.

Tevbe Edenlere Melekler Duâ eder

Tevbe edenler için bir müjde de onlara meleklerin duâ etmesidir. Melekler tevbe edenler için: “Ey Rabbimiz! Sen, rahmetin ve ilmin ile her şeyi kuşattın. Tevbe edenleri ve yolundan gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru.” [Mü’min: 40/7] diye duâ ederler. Günahsız ağızların, günahkâr kullara yaptıkları bu duâ ne muazzamdır. Bunu kazanmak yine tevbeye sarılmakla mümkündür. Duâ, hem bir ibâdet, hem de mü’minin silahıdır. Meleklerin duâ ettiği gibi Müslümanlar da hem kendilerine, hem de Müslüman kardeşlerine duâ etmelidirler.

Tevbe Ahlâkıyla Yaşamak

İnsân, zahirî ve bâtını ile insândır. Müslüman da ahlâkıyla daha güzel bir Müslüman olur. Bir nevî ahlâkının güzelleşmesi Müslümanlığını da güzelleştirir. Her bir kavramın bir ahlâkı vardır. Tevbe kavramının da bir ahlâkı vardır. Kul, ahlâkî kavramları ya da kavramları ahlâkıyla birlikte hayât yaparsa dareynde kazanır. Tam tersini düşündüğümüzde ise dareynde kaybeder.

Günahlar, dünyâda insânın başına birçok işler açtığı gibi yine günahlar, günahkârları ahirette ateşe sevk eder. Buna îmân edenler olarak bizlerde her zaman günahlardan kaçınma gayretinde olmalıyız. Fakat kul hatasız olmaz, şâyet bir hatamız olursa tevbe kapısının açık olduğunu unutmadan o kapıdan girmeli ve kendimizi af ettirmeye çalışmalıyız.

Ömrümüz boyunca “tevbe ahlâkı” üzere olmalı ve her daim rahmetiyle her şeyi kuşatana yönelmeliyiz. Rabbimizin buyruğunu hiç unutmayalım, O buyurdu ki: “Hâlâ Allâh’a tevbe edip, istiğfar etmeyecekler mi?  Allâh çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”  [A’râf: 7/153] Sözlerimizi Nebîmiz aleyhisselâm’ın duâ ettiği gibi duâ ederek sonlandıralım: “Allâh’ım! Beni bağışla ve tevbemi kabul buyur! Çünkü Sen tevbeleri çok kabûl eden ve çok merhamet edensin.”  [Ebû Dâvûd, Tirmizî]

Tevbe ahlâkıyla yaşayanlara selâm ve duâ ile…

Minhâc Dergisi 12. Sayı | Ocak 2025 | Hakan Emin

 

Bir Cevap Yaz