Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…
Hamd, âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlü’dür. Bundan sonra:
Gıybet, kişiyi helâka götüren büyük günahların en tehlikelilerindendir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, gıybet etmeyi haram kılmıştır. O, şöyle buyurmaktadır:
“Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte, bundan tiksindiniz. Allâh’tan korkup sakının. Şüphesiz Allâh, tevbeleri kabûl edendir, çok esirgeyendir.” [Hucurât: 49/12]
Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu âyet-i kerîmesinde gıybet etmeyi yasaklamış ve onu Müslüman bir kimsenin ölü etinden yemeğe benzetmiştir. Bu sebeble gıybet haram olup, tiksinilecek bir şeydir. Kurtûbî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ: ‘Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?’ âyeti ile gıybet etmeyi leş yemeye benzetmektedir. Çünkü ölen bir kimse kendi etinin yenildiğinin farkına varmaz. Tıpkı yaşayan bir kimsenin kendisinin gıybetini yapanın gıybetini bilmediği gibi. İbn Abbâs şöyle demiştir: Allâh’u Teâlâ’nın gıybete böyle bir örnek vermesinin sebebi, ölen kişinin etini yemenin haram ve tiksinti veren bir şey olmasından ötürüdür. İşte gıybet de dînen haramdır ve nefsin çirkin gördüğü bir şeydir… Her kim bir Müslümanı eksik görecek yahut onun haysiyetini kıracak bir şey söylerse, hayattayken onun etini yiyenin durumuna benzer. Onun gıybetini yapacak olursa, ölmüşken onun etini yiyen gibidir.” [Câmiu lî Ahkâmu’l-Kur’ân: 16/335]
Ebû Berze el-Eslemî radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Ey diliyle îmân edip, kalbine îmân girmeyen kimseler topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayın. Onların ayıplarını araştırıp durmayın.” [Ebû Dâvûd, 4880]
Enes b. Mâlik radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Mirâca çıkarıldığım zaman bakırdan tırnaklan olan bir topluluğa uğradım. Bu tırnaklarıyla yüzlerini ve bağırlarını tırmalıyorlardı. (Cibrîl’e:) Bunlar da kimlerdir? dedim. Şöyle cevâb verdi: (Gıybet etmek suretiyle) Halkın etlerini yiyenler ve şereflerine saldıranlardır.” [Ebû Dâvûd, 4878]
Hadîsi şeriflerde ifâde edildiği üzere gıybet haramdır. Kesinlikle yasaklanmıştır. Nitekim: “Ey diliyle îmân edip, kalbine îmân girmeyen kimseler topluluğu!” buyruğu, gıybetin münâfıkların hasletlerinden olduğunu haber vermektedir. “Müslümanların gıybetini yapmayın” emri, gıybeti haram ve terkini ise farz kılar. Bu sebeble de “tırnaklarıyla yüzlerini ve bağırlarını tırmalıyorlardı” hadîsi ise, gıybet edenin cezâlandırılmaya müstahak bir iş yaptığını ve cezâsını haber vermektedir.
İbn Kesîr rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Gıybet, icmâ ile haramdır. Ancak faydası daha çok olan bundan (bu haramın günahından) istisnâ edilmiştir. Misâl olarak hadîs râvîlerini cerh ve ta’dil (kritik) ederken ya da nasîhat ederken söylenen sözler gibi.” [Tefsîru’l-Kur’ân: 7/355]
Kurtûbî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Gıybetin büyük günahlardan olduğunda ve bir kimsenin gıybetini yapan birisinin, bundan dolayı Allâh’u Teâlâ’ya tevbe etmesi gerektiğinde görüş ayrılığı yoktur.” [Câmiu lî Ahkâmu’l-Kur’ân: 16/337]
Gıybet, Müslüman bir kimseyi kendisinde bulunan herhangi bir kusurundan dolayı hoşlanmayacağı şekilde gıyabında konuşmaktır. Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Gıybet, bir kimseyi gıyabında hoşuna gitmeyecek şekilde söz konusu etmektir.” [el-Minhâc fî Şerhi Sahîhi Müslim: 16/142]
Müslüman bir kimse hakkında onda bulunan herhangi bir kusurdan dolayı hoşlanmayacağı şekilde yazı, işâret, imâ ve benzeri şekillerde bahsetmek de gıybet kapsamındadır. Gazâlî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Dil ile söylemek, ancak başkasına Müslüman kardeşinin bir eksikliğini anlattığın ve hoşuna gitmeyen bir vasfını belirttiğin için haram olmuştur. Bu bakımdan ta’rizen kendisinden bahsetmek, açıkça kendisinden bahsetmek gibidir. Bu husûsta fiil de söz gibidir. İşâret, îma, dudak bükme, göz kırpma, yazı, hareket ve maksadı belirten her türlü söz, açıkça söylemek gibidir. O halde bunların tümü gıybet ve haramdır.” [İhyâ: 3/144]
Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz? Ahsâb: ‘Allâh ve Rasûlü daha iyi bilir!’ dediler. Bunun üzerine: ‘Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır’ buyurdu. Rasûlullâh’a: ‘Peki, eğer benim söylediğim kardeşimde olan bir şeyse ne buyurursun’ diye sorulunca, Rasûlullâh: ‘Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Eğer söylediğin onda yoksa ona iftirada bulunmuş olursun’ buyurdu.” [Müslim, 2730]
Hadîste ifâde edildiği üzere, Müslüman bir kimseyi herhangi bir kusurundan dolayı gıyabında konuşmak ya da başka bir sûretle konu edinmek gıybettir. Bunda ihtilaf yoktur. Bir kimseyi kendisinde bulunmayan bir kusur dolayısıyla gıyabında konuşmak ise iftiradır. İbn Ömer radîyallâhu anh şöyle demiştir:
“Kişide mevcut olan vasfı söylemen gıybet, onda olmayan şeyi söylemen ise bühtandır (iftiradır).” [İbn Ebî Dünyâ, es-Samt: 136]
Gıybet, doğruyu söylemek olduğu halde onun haram olmasının hikmeti Müslüman bir kimsenin şerefini ve haysiyetini korumaktır. İbn Hacer el-Heytemî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Gıybet, doğruyu söylemek olduğuna göre haram olmasının hikmeti, müminin şerefini korumakta mübalağa ve onun muhterem olduğuna işârettir. İşte bu, te’kid ve mübalağayı açıklamak üzere Allâh’u Teâlâ, onu bir kardeş olarak kabûl etti ve şerefini etine benzeterek, ‘Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?’ buyurdu. Kişinin eti ile şerefi arasındaki benzerlik yönü, kişinin, her ikisinden de üzüntü duymasındandır. Eti yendiği vakit acı çekip üzüldüğü gibi, şerefi ile oynanıp, kalbi kırılacak sözleri duyduğu vakit de üzülür. Onu kardeş etine benzetmekteki te’kidine gelince; bu da açıktır. İnsân başkasına kızarak etini ve ciğerini kemirebilir, ama kardeş etine hiç dayanamaz. Hâlbuki adamın şerefi etinden çok daha kıymetlidir. Aklı başında adam, kardeşinin şerefi ile oynayamaz.
Aklı başında olan kimsenin insânların etini yemesi, normal bir davranış olmadığı gibi, ırz ve şerefiyle oynamasının da normal bir davranış olmadığı meydandadır. Ayrıca ‘ölü’ buyurulmakla, duymadığı gıyabındaki çekiştirmeden niye üzülsün? Sözü de ortadan kalkmış olur. Çünkü ölü kardeşinin etini yemek, ölüyü acıtmaz fakat yine de çirkindir ve belki diriden daha çirkindir. Hatta gıybet edilene ulaşmayacağı kuvvetle zannedilen bir gıybet de olsa, yine haramdır. Çünkü burada bir de Allâh hakkı vardır. Hem Allâh hakkına riâyet ve hem de insânları kusur araştırmaktan menetmek vardır.” [ez-Zevâcir: 2/10]
Gıybetin konusu, gıybeti edilen kimsenin bedeni ve ahlâkı gibi her türlü vasfını, malı ve nesebi gibi sâhib olduğu her şeyini içine almaktadır. Bu sebeble kişiye dâir olan gözündeki şaşılığı veya başındaki kelliği, korkaklığı veya hırçınlığı, cimriliği veya sinsiliği, yalancılığı veya edebsizliği, çöpçünün oğlu olması veya fakirliği, arabasının bozukluğu veya elbisesinin azlığı gibi duyduğunda onun hoşlanmayacağı şekilde söz konusu edilmesi gıybettir. Buradaki kural, başkasını gıyabında hoşlanmayacağı şekilde anmaktır. Bu ister dille ister yazı ile ister işâret ile ister göz, el ve baş işâretiyle yapılsın aynıdır. Kişinin yüzüne karşı bu tür şeylerin söylenmesi ise daha ağır olup, büyük eziyettir.
Bir kimse hakkında onun hoşlanmayacağı şekilde gıyabında konuşmak ancak kendisine yahut kendisi sebebiyle bir başkasına gelecek olan zarar ve dînen kötülük sayılan bir şeyi önlemek için câizdir. Ancak burada dikkat edilmesi gerekli olan şey, kişi hakkında konuşmak onun kendisine yahut başkasına vereceği ya da verdiği zararı kaldırabilecek olan kişi için câizdir. Yahut fâsık ya da zâlim gibi bir kimse tarafından gerçek bir zarara uğrayacak olan bir kimseyi uyarmak için olup, tamâmı zarûret ölçülerinde mübâhtır. Fazlası ise haramdır. Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Bil ki, gıybet haram olmakla beraber, durum gereği mubah olan halleri de vardır. Bunları mubah kılan şeyler, ancak sahîh olan şer’î maksadlardır. Altı sebebden biri ile gıybet mubah olur:
Birincisi: Zulme uğradığını dile getirmektir. Zulme uğramış olan bir kimsenin devlet idârecisine, hâkime ve bunların dışında kamu yetkisi bulunan yahut kendisine zulmedenden âdil bir şekilde hakkını alabilecek durumda olan kimseye uğradığı haksızlığı dile getirmesi, ‘filan kişi bana zulmetti’ ya da ‘bana bunu yaptı’ demesi câizdir.
İkincisi: Münkeri değiştirmektir. Günahkâr, âsi kimseyi doğru yola çevirmek için yardım istemek maksadı ile gücü yettiğini ümit ettiği kişiye ‘filan kimse bu işi yapıyor, onu bu işten vazgeçir’ ve benzeri şeyler söylemek mubahtır.
Üçüncüsü: Fetvâ istemektir. Bu maksadla müftüye ‘filan kişi yahut babam yahut kardeşim yahut kocam bana böyle bir haksızlık yaparak zulmetti, o bunu yapabilir mi, onun bu zulmünden kurtulmanın yolu bana yaptığı zulmü önlemenin yolu nedir’ ve benzeri sözler söyleyerek fetvâ istemektir. Bu da ihtiyaç dolayısı ile câizdir. Ama en güzeli kişinin ‘bir adam yahut bir koca yahut bir baba ve bir çocuk’ gibi (müphem) ifâdeler ile ‘şöyle şöyle’ yaptı demesidir. Bununla birlikte Hind ile ilgili hadîs ve ‘Ebû Süfyân çok cimri bir adamdır’ demesi dolayısı ile kişinin tayin edilmesi de câizdir.
Dördüncüsü: Müslümanları kötülükten sakındırmak. Bu gibi kötülükler pek çeşitlidir. Bunlardan birisi cerh edilmiş râvîleri, şâhitleri ve musannifleri (eser telif etmiş olanları) cerh etmek. Bu icmâ ile câizdir. Hatta şerîatı korumak için vâcibtir. Bir diğeri danışmak maksadı ile bir kimse ile alaka kurulmasının sorulması hâlinde onun kusurunu haber vermektir. Bir başka husûs şudur: Kusurlu bir şeyi ya da hırsız yahut zinakâr yahut içki içen ve buna benzer kusurları olan bir köleyi satın alanının görülmesi hâlinde eğer bunu bilmiyorsa müşteriye bunu söylemek mubâhtır. Ancak bunu eziyet etmek, fesat çıkarmak maksadıyla değil de nasîhatte bulunmak maksadıyla söylemelidir. Yine fıkıh (gibi şer’î bir ilim) tahsil eden bir kişiyi, fasık ya da bid’atci birisinin yanına çokça gidip ondan bilgi ögrenmek istediğini görüp ona zarar vereceğinden korkulacak olursa bunu bilen kimseye nasîhat kastı ile onun durumunu açıklayarak ona nasîhatte bulunmak görevi vardır.
Beşincisi: Açıktan açığa fasıklık ya da bid’at işleyen bir kimse olması. İçki içmek, insânların mallarını haksızca almak, haksız vergiler toplamak ve bâtıl işleri üstlenmek gibi. Bundan açıktan işlediği kötülükleri söz konusu ederek bahsetmek câizdir. Başka bir sebebe bağlı olmadıkça da başka hâlini zikretmek câiz değildir.
Altıncısı: Bir kimsenin a’meş (gözleri kamaşan ve bulanık gören), a’rec (topal), ezrak (mavi/mor), kısa, âmâ bir azası kesik ve buna benzer bir lakabı ile tanınan birisi ise bununla o kişiyi tanımlamak câizdir. Ama onun eksikliğini ifâde etmek maksadıyla böyle anmak haram olur. Bununla birlikte başka bir yolla onu tanımlamak mümkünse o daha uygundur. Allâh en iyi bilendir.” [Nevevî, el-Minhâc: 16/142; el-Ezkâr: 340]
Fâsık ya da zâlim olsalar bile faydasız yere insânların fenâlıklarını yahut günâhlarını konuşmak da dînen yerilmiştir. Çünkü günah, başkaları tarafından işlense de onları konuşmak kalbin kararmasına ve zamanın isrâf olmasına yol açar. Sonra bu ahlâk, kalbte yer ederek haram olan gıybetin işlenmesine götürür. Ayrıca konuşulan sözler doğru ise de korunması gereken gizlilik perdesi yırtılmış ve sır kalması gereken şeyler yayılmış olur. Bu sebeble kişinin kendine yahut Müslüman kardeşine fayda vermeyen şeyi terk etmesi elzem olup, Müslümanlığının güzelliğindendir.
Müslüman bir kimsenin onur ve haysiyetinin gıybet ve benzeri şeylerle söz konusu edilmesinin haram olduğu sâbit olunca, gıybete şâhit olanların bu münkeri derhal engellemeleri ve reddetmeleri de farzdır. Ebû Saîd el-Hudrî radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Sizden her kim bir münker (İslâm’a uygun olmayan şeyler) görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle düzeltmeye çalışsın. Ona da gücü yetmezse kalbiyle onu hoş görmeyip kabullenmesin ki bu da îmânın en zayıf derecesidir.” [Müslim, 78]
Ebû’d-Derdâ radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kim Müslüman kardeşinin ırzından (namus ve şeref gibi değerlerinden) her türlü kötülüğü savarsa Allâh’u Teâlâ’da kıyâmet gününde onun yüzünden Cehennem ateşini savar.” [Tirmizî, 1931]
Bu sebeble, Müslümanın haysiyetini koruyarak onun gıybet edilmesini engellemek, gıybet edildiğini işiten Müslüman kardeşi üzerine bir vecibedir. Gıybet edilmesine ses çıkarmayıp seyirci kalmak ise, -bizzat kendisi gıybet etmemiş olsa bile- bu işin günahına ortak olmaktır. Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:
“Bir Müslümanın gıybet edildiğini işiten kimsenin onu reddetmesi ve söyleyeni engellemesi uygundur. Eğer onu sözle engelleyemezse, eli ile engeller. El ile ve dil ile engel olmaya gücü yetmiyorsa, o meclisi terk eder. Eğer üzerinde hakkı bulunan hocasının yahut başkasının yahut fazilet ve salâh sâhibi kimsenin gıybetini işitirse, anlattığımızdan daha çok bunlar için özen gösterir.” [el-Ezkâr: 343]
Gıybetin tedavisi onun zararlarını ve kişiye getirecek olduğu pişmanlıkları öğrenip, bunlar üzerine düşünerek bilinçli bir şekilde kararlı olarak terk etmesiyle mümkündür. Çünkü gıybet eden kişi kendisini Allâh’ın gazabına mâruz bırakmış olur. Gıybet sebebiyle iyiliklerinin sevâblârı gıybet etiği kişiye verilir. Sevâbı kalmadığında ise gıybet ettiği kişinin günâhlarını karşılık olarak üstlenir… Dolayısıyla Cehenneme girer.
Gıybetin tevbesi ise dört esastan oluşmaktadır. Bunlar:
Birincisi: Gıybeti terk etmek.
İkincisi: Gıybetten dolayı pişmanlık duymak.
Üçüncüsü: Bir daha gıybet etmemeye azmetmek.
Dördüncüsü: Gıybet edilen kimseyle helalleşmek.
Bunlardan ilk üçü Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın haram kıldığı bir şeyi çiğnemek dolayısıyladır. Dördüncüsü ise kul hakkından ötürüdür.
Gıybetin kötülüğü ve doğuracağı feci sonuçlar bu şekilde ortaya çıktıktan sonra kardeşim, gıybetten ve gıybetçilerden kesinlikle uzak dur! Bil ki gıybet, kalbi hastalıkların büyüklerinden olup, rezil insânların ahlâkıdır. Edepsiz insânların katıksız yiyeceğidir. Hayâ perdesini yırtarak Müslümanların onur ve haysiyetini çiğnemektir. Hâinlik ve alçaklık olarak kişi için utanç vesilesidir. Münafıkların iğrenç alâmetlerinden bir alâmettir. Günahların affolunması şöyle dursun, açığa çıkmasına sebebtir. Hem dünyâda hem de âhirette rezillik olup, hüsran yoludur. Kıyâmet günü Cehennem ateşine girmeye vesiledir. Rabbim Müslümanları böyle hasletleri olan sinsi bu hastalıktan korusun, bulaşanları ise kurtarsın. Allâhumme Âmîn.
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.
Bir Cevap Yaz