Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…
Sihir yapmak ve yaptırmak kişiyi helâka götüren büyük günahların en tehlikelilerindendir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, sihir yapmayı ve yaptırmayı haram kılmıştır. O, şöyle buyurmaktadır:
“Süleymân sihir yapıp kâfir olmadı. Fakat şeytânlar kâfir oldular. Çünkü insânlara sihri ve Bâbil’de Harut ile Marut adlı iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Oysa bu iki melek: ‘Biz ancak bir imtihân için gönderildik, sakın küfre girme!’ demedikçe hiç kimseye sihri öğretmezlerdi.” [Bakara: 2/102]
Şeyh Abdurrahmân b. Hasen rahîmehullâh, bu âyeti zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Bu âyet, sihrin haram olduğuna delâlet etmektedir. Sihir, (Allâh’ın gönderdiği) bütün Rasûllerin dînlerinde haram kılınmıştır.” [Fethu’l-Mecîd: 281.]
Ebû Hüreyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Helâk edici günahlar olan Allâh’a şirk koşmaktan ve sihirden uzak durunuz.” [Buhârî (5764)]
Yine Ebû Hüreyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edilen başka bir rivâyette Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Yedi helâk ediciden sakınınız! Bunlar: Allâh’a ortak koşmak, sihir yapmak, Allâh’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymak, fâiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında savaştan kaçmak, namuslu, kötülüklerden habersiz mü’min kadınlara zina isnâdında bulunmaktır.” [Buhârî (6857)]
Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Sihir yapmanın haram ve büyük günahlardan olduğu icmâ ile kabûl edilmiştir. Nitekim Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem sihri, helâk edici yedi büyük günah içerisinde saymıştır.” [el-Minhâc fî Şerhi Sahîhi Müslim: 17/176.]
Sihir, “büyü” demektir. Sihir kelimesi “سحر s-h-r” kökünden bir isim olup, lügatte: “Kaynağı gizli olan, sezilmeyen şey” demektir. Gizli olan her şey hakkında ve bir şeyi aldatma amaçlı olarak gerçek şeklinden gizlice başka bir şekle çevirmek, yalan ve aldatma anlamlarında kullanılmaktadır. Ehl-i Sünnet, sihrin varlığını ve etkisini hakîki olarak kabûl etmekle birlikte sihrin ıstılâh mânâsı hakkında ihtilâf etmişlerdir.
Fahreddîn er-Râzî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Şer’î ıstılâhta sebebi gizli olan, gerçek halinden farklı olarak algılanan, göz boyama ve aldatma türünden olan her şeye sihir adı verilir.” [Râzî, Mefâtihu’l-Gayb: 3/619.]
İmâm İbn Kudâme rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Sihir, bedenleri ve kalbleri etkileyip hastalığa ve ölüme yol açan, karı ile kocanın arasını ayıran ve onların cinsel ilişki kurmalarına engel olan birtakım muska, okuyup üfleme ve düğümlerdir.” [el-Kâfî fî Fıkhi’l-İmâm Ahmed: 4/64.]
İbn Haldûn rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Sihir, insân ruhunun kendileri aracılığıyla maddeler âlemine etki etme imkânına sâhib olduğu birtakım kabiliyetlerin niteliğiyle ilgili ilimlerdir. Bu etkileme ya hiçbir vâsıtanın yardımı olmadan ya da bazı semâvî varlıkların yardımıyla sağlanır.” [el-Mukaddime: 496.]
Ehl-i Sünnet’e göre sihir hakîkat olup, eşyâ üzerinde tesiri vardır. İmâm Kurtubî rahîmehullâh, buna dâir şöyle demiştir: “Ehl-i Sünnet, büyünün sâbit olduğunu, gerçeğinin bulunduğunu kabul etmiştir. Genel olarak Mutezile ve Şâfiî mezhebine mensub Ebû İshâk el-Esterabadî ise sihrin bir hakîkatinin olmadığı görüşündedir. Aksine bunlara göre sihir bir şeyin olduğundan başka türlü gösterilmesini sağlayan bir hayal ve vehmettirmedir. Ve sihir bir çeşit el çabukluğu ve çabuk harekettir… Onların görüşlerine destek olacak bir delîl yoktur. Çünkü bizler hayal göstermenin ve başka işlerin büyü kapsamında olduğunu kabul etmiyoruz. Aksine bunun ötesinde aklın câiz kabul ettiği (olabilir dediği) ve sem’î delîllerin de vârid olduğu birtakım husûslar vardır. Bunlar arasında bu âyet-i kerîmede (Bakara Sûresi’nin 102. âyetinde) sözü geçen sihir ve sihrin öğretilmesi de vardır. Eğer bunun bir gerçeği olmasaydı, öğretilmesine imkân olmazdı. Allâh’u Teâlâ da onların insânlara bunu öğrettiğini haber vermezdi. İşte bu, büyünün bir hakîkat olduğunun delîlidir.
Allâh’u Teâlâ’nın Firavun’un sihirbazlarının kıssasında zikrettiği: ‘Ve büyük bir sihir getirmiş oldular’ [Arâf: 7/116] buyruğu ile Felâk Sûresi, diğer taraftan bütün müfessirlerin bu sûrenin iniş sebebinin Lebid bin el-Asam’ın büyüsü dolayısıyla indiğini ittifakla belirtmeleri de bu delîller arasındadır. Bu sûrenin iniş sebebiyle ilgili olarak bu rivâyet Buhârî, Müslim ve başkalarının kaydettiği hadîsler arasındadır.
Âişe radîyallâhu anhâ’dan gelen bir hadîs-i şerîfte şöyle denilmektedir: ‘Zureykoğulları Yahûdîlerinden Lebid bin el-Asam adında bir Yahûdî Rasûlullâh’ı büyüledi…’ Bu hadîs-i şerîfte şu ifâdeler de geçmektedir: Büyü çözülünce; Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Şüphesiz Allâh bana şifâ verdi’ buyurmuştur. Şifâ ise ancak hastalığın kaldırılması ve son bulması ile söz konusu olur. İşte bu, sihrin bir gerçeğinin olduğunu göstermektedir.
Allâh’u Teâlâ’nın ve O’nun peygamberinin, sihrin varlığına ve gerçekleştiğine dâir haberleri dolayısıyla onun gerçek olduğu kesindir. Kendileriyle icmânın gerçekleştiği hal ve akd (dînde görüş ve söz) ehli de bu görüştedir. Mutezilenin döküntüleriyle ittifak halinde olmayan hak ehline muhâlefet etmelerine itibar edilmez. Eskiden beri büyü alabildiğine yaygınlık kazanmış ve insânlar onun hakkında sözler söylemişlerdir. Ashâb-ı kirâmdan olsun tâbiînden olsun onun aslını inkâr eden görülmemiştir. İbn Abbâs şöyle demiştir: Sihir Mısır kasabalarından el-Ferama diye bilinen bir kasabada öğretildi. Sihrin varlığını yalanlayan kâfirdir. Allâh’ı ve Rasûlünü yalanlamış olur ve müşâhede ve gözle görülüp bilinen bir şeyi de inkâr etmiş olur.” [Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 2/46.]
Sihir genellikle birine kötülük yapmak ve zarar vermek gayesiyle yapılır. Kişileri birbirinden ayırmak, evlilerin boşanmasını sağlamak, cinsî kudreti önlemek, hasta etmek, sakat bırakmak, hatta öldürmek gibi kötü istekler büyünün gayeleri içindedir. Bazen de kısmet açmak, eşleri birbirine sevdirmek ya da koruma sağlamak gibi sözde bir iyilik yapmak ve yarar sağlamak için yapılır. Bütün bu istekler dinî ilkelere aykırı olduğu halde büyü yapanlar bile bile bazı kutsal değerleri, nesneleri, metinleri araç olarak kullanırlar. Uygulama tekniği genellikle taklit ve temas yoluyladır.
Bu itibarla sihir, büyücü denilen şahısların kendi kabiliyetleriyle veya cinlerden yardım istemek veyahut ilaçlar kullanmak gibi yollarla yaptıkları hakîkati ve tesiri olan bir tür hile ve aldatmacadır. Ancak her hile ve aldatmaca sihir değildir. Yine bu hile ve aldatmacayı yapacak olan kişinin büyücü olması şarttır. Zîrâ başkalarının yaptığı hile ve aldatmacalara sihir denmez. Yine büyücü sihir yaparken cin, ilaç, yıldız, felek vb. varlıklardan yardım ister ya da el çabukluğu gibi birtakım özel kabiliyetlerini ve sınırlı gücünü kullanır. Büyücü, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın izni olmadıkça da hiçbir varlığı hiçbir surette etkileyemez. Aynı şekilde o, sadece sihir yaptığı ve etkilemek istediği kişileri etkileyebilir. Başkasını etkileyemez. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Onlar, Allâh’ın izni olmadıkça onunla (sihirle) hiçbir kimseye zarar verici değillerdi.” [Bakara: 2/102]
Âyette de ifâde edildiği üzere Allâh’u Teâlâ, dilerse sihri sebeb kılar tesir ettirir; dilerse de sihrin hiçbir tesiri olmaz. Zîrâ eşyânın başka bir eşyâ üzerindeki tesiri ancak Allâh’ın dilemesi iledir. Bu, Ehl-i Sünnet’in ittifak ettiği esaslardan bir esastır. Şeyh Hâfız el-Hakemî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Sihir, varlığı gerçek olan ve kevnî kadere denk düşmesiyle birlikte tesiri de bulunan bir iştir.” [A’lâmu’s-Sunneti’l-Menşûra: 102.]
Ehl-i Sünnet âlimleri, sihir yapmanın haram olduğunda icmâ etmiştir. Onlardan her biri sihir yapmanın şiddetli bir haram olduğunu kabûl etmişlerdir. Sihrin haram olduğunda icmâ eden Ehl-i Sünnet âlimleri, sihrin küfre varıp varmadığı ve sâhirin bu fiille kâfir olup olmadığı konusunda ise ihtilâf etmişler ve özetle şu görüşleri benimsemişlerdir:
İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik ve İmâm Ahmed b. Hanbel’e göre, sihir yapmak küfürdür. Sihir yapan, sihrin haram olduğuna inansın ya da inanmasın yaptığı sihir sebebiyle kâfir olur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Süleymân sihir yapıp kâfir olmadı. Fakat şeytânlar kâfir oldular. Çünkü insânlara sihri öğretiyorlardı.” [Bakara: 2/102]
İbn Abbâs radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allâh’ın zikrettiği dışında yıldızlar ilminden bir bölüm alan kimse, sihirden de bir bölüm almış olur. Müneccim, kâhindir. Kâhin, sihirbazdır. Sihirbaz da kâfirdir.” [Ebû Dâvud (3905)]
İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik ve İmâm Ahmed b. Hanbel’e göre, sihir yapan kimse tevbe etmeye dâvet edilmeden öldürülür. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Sihirbaz nereye varsa kurtuluşa eremez.” [Tâhâ: 20/69]
Cündüb radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Sihirbazın cezâsı, kılıçla öldürülmektir.” [Tirmizî (1460)]
Cessâs rahîmehullâh, hadîsin mutlak ifâdesi hakkında şöyle demiştir: “Büyücü vucûben öldürülür. Zîrâ nas emir sîgasıyla gelmiştir. Ayrıca had cezâsı olarak ifâde edildiği için fâilin tevbesi nedeniyle de cezâ düşürülmez.” [Ahkâmu’l-Kur’ân: 1/66]
Ömer radîyallâhu anh, şöyle demiştir: “Ne kadar sihirbaz ve kâhin varsa hepsini öldürün!” [es-Sunenu’l-Kubrâ (16498)]
İbn Kudâme rahîmehullâh, Ömer radîyallâhu anh’ın bu sözü üzerine sahâbe arasında herhangi bir ihtilâf olmaması nedeniyle sükûtî icmânın varlığını ifâde etmiştir. [el-Muğnî: 9/31]
İmâm Şâfiî ve Zâhirîlere göre ise sihir haram olmakla beraber aslî bir küfür değildir. Bu sebeble büyücü, sırf büyü yaptığından dolayı kâfir olmaz ve öldürülmeyi de hak etmez. Abdullâh radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allâh’tan başka hak ilâh olmadığına ve benîm Allâh’ın Rasûlü olduğuma şehâdet eden Müslüman bir kişinin kanı üç şey hariç helâl değildir. Bunlar: Cana can olmak üzere kısâs edilmek, evlilik geçirip zinâ etmek ve dîninden ayrılıp, mensûb olduğu İslâm toplumunu terk etmektir.” [Buhârî (6878)]
Hadîste geçen ifâdelerin kapsamına büyücü girmediği için İmâm Şâfiî ve Zâhirîler büyücünün öldürülmeyeceğini beyân etmişlerdir. Büyücü ancak küfür olan bir şeye inanması ya da sihir yapmanın mübâh olduğunu kabul etmesi hallerinde kâfir olur. Öldürülmesi ise ancak büyüsü ile bir kimseyi öldürüp, “benim büyüm adam öldürür” veya “ben, onu öldürmek için yaptım” derse kısâsen olur. Yoksa tâzir edilir ve tevbe etmesi istenir. [Bak: Nevevî, el-Minhâc fî Şerhi Sahîhi Müslim: 17/176; Abdurrahmân b. Hasen, Fethu’l-Mecîd: 281, 286; el-Mevsûatu’l-Fıkhiyye: 24/264.]
İmâmlarımız arasındaki bu ihtilaf, umûm ve husûs içerikli delîllerin delâletinden ve ictihâd usûllerinin farklılığından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte sihir yapmanın küfür olduğu ve sihir yapan sihirbazın kâfir olduğu görüşü tercihe şâyan olan görüştür. Allâh en iyisini bilendir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Süleymân sihir yapıp kâfir olmadı. Fakat şeytânlar kâfir oldular. Çünkü insânlara sihri öğretiyorlardı.” [Bakara: 2/102]
Âyet-i kerîmede Süleymân aleyhisselâm’ın sihir yaptığını iddia eden Yahûdîlerin sözleri reddedilmekte ve sihir, açıkça küfür olarak nitelendirilmektedir. İbn Abbâs radîyallâhu anh’dan rivâyet edilen hadîste ise Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem sihir yapanın hükmü hakkında şöyle demiştir:
“Sihirbaz kâfirdir.” [Ebû Dâvud (3905)]
Sihir yapılmasını istemek de sihirbazın suçuna ve günahına ortak olmak demektir. İslâm fıkhında bir şeye sebeb olan, o şeyi yapan kimse gibi sorumlu olur. Sihir yapan kimseye giderek sihir yapmasını istemek sihrin yapılmasına sebeb olmaktır. Ondan râzı olmak, onu tasvib etmek ve onaylamaktır. Her kim sihir yapılmasına râzı olursa sihri yapan gibi olup, büyük bir haram işlemiştir. Bu haram, ebedî bir hüsran sebebidir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun ki (o sihri) satın alanın âhirette hiçbir nâsibinin olmadığını çok iyi biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bilselerdi!” [Bakara: 2/102]
Sihri çözmek için var olan en güçlü ve en faydalı tedâvi; zikir, duâ ve kıraat gibi ilâhî ilaçlarla (devalarla) yapılanıdır. Çünkü kalb, Allâh ile dopdolu, O’nun zikri ile mamur olup, duâ ve sâlih amellerle kuvvetlendirildiğinde şüphesiz ki bu, o kimseye büyünün isâbet etmesini engelleyen ve bertaraf edilmesini sağlayan en büyük sebebler arasındadır. Büyünün tesir kabiliyeti, genellikle zayıf kalbler üzerindedir. Bundan dolayı sihir çoğunlukla kadınlarda, çocuklarda ve câhillerde etki gösterir. Zîrâ şerli yaratıklar, ancak kendilerine uygun ve etkileyebilecekleri ruhlara karşı faaliyete geçerler.
Sihrin ve sihir yaptırmanın kötülüğü ve doğuracağı feci sonuçlar bu şekilde ortaya çıktıktan sonra kardeşim, sihirden ve sihirbazlardan kesinlikle uzak dur! Allâh’u Teâlâ’nın kulları hakkında yazdığı bir kader vardır ve herkes kaderini yaşamaktadır. Bize düşen emrolunduğumuz gibi hareket etmeye gayret etmek ve kadere rızâ göstermektir. Kullara verilen ya da verilmeyen şeyler, arzu edilenlere kavuşmak ya da kavuşamamak hep ilâhî yazgı sebebiyledir. Biz ne yaparsak yapalım bu ilâhî yazgı tecelli edecektir. Sihir gibi meşru olmayan bir yolla verilmeyeni elde etmeye çalışmak, geleni geri döndürmeye ya da değiştirmeye kalkışmak büyük bir haramdır ve telâfisi olmayacak zararları kişinin başına açarak onun için dünyâ ve âhiret hüsran sebebi olur. Allâh’u Teâlâ seni sihirden ve diğer şerli şeylerden korusun ve seni, rahmetine kavuşan kullarından kılsın. Allâhumme âmîn.
Kaan Sâlih
Bir Cevap Yaz