Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…
Kâfirlere benzemek kişiyi helâka götüren büyük günahlardandır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, kâfirlere benzemeyi Müslümanlara haram kılmıştır. Kendisinde hiçbir kapalılık bırakmadığı Muhammedî Şerîatı göndermiş ve hayatımızın her alanında ona tâbi olmamızı emretmiştir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Sonra biz, seni dînden bir şerîat üzerine kıldık. Öyleyse sen ona uy, bilmeyenlerin hevâlarına uyma.” [Câsiye: 45/18]
Allâh Subhânehu ve Teâlâ âyetinde: “Sonra biz, seni dînden bir şerîat üzerine kıldık. Öyleyse sen ona uy” buyurarak Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e geçmiş şerîatları nesheden yeni bir şerîat verdiğini beyân etmektedir. Bu sebeble de ona ve ümmetine bu şerîata tâbi olmalarını emretmiştir. Bu emir, şerîata göre yaşamayı, ona göre hükmetmeyi, ona muhâkeme olmayı ve onu hayatın her alanına hâkim kılmayı gerektiren bir farzdır. Zamanların yahut mekânların değişmesi bunu değiştirmez. Sonra Allâh Subhânehu ve Teâlâ: “Bilmeyenlerin hevâlarına uyma” buyurarak hevâ ve heveslerine tâbi olanlara uymayı, onların peşinden gitmeyi, onlara özenmeyi ve benzemeyi yasaklamıştır. Muhammedî Şerîat dışında kalan şeylerin tamâmı hevâ ve hevestir.
İbn Teymiyye rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Sonra Allâh’u Teâlâ, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’i de onun için koyduğu şerîatın içine yerleştirdi ve bu şerîate uymasını emretti, bilmeyenlerin istek ve arzularına uymasını da yasakladı. Bilmeyenlerin içine onun şerîatine muhâlefet eden herkes girer. Onların heva ve hevesleri demek, onların hoşlandıkları ve sevdikleri, bâtıl dînlerinin gerektirdiği görünüşteki hal ve hareketleri ve buna bağlı olan şeylerdir. Onlar bu şeylerden hoşlanırlar. Bu tür şeylerde onlar gibi davranmak onların hoşlandıkları şeylere uymak demektir. Bu sebeble bazı işlerinde Müslümanların kendileri gibi davranmaları kâfirleri sevindirir ve bunun hâsıl olması için Müslümanlar keşke daha fazla gayret etsinler diye arzu ederler.” [İktidâ: 1/98.]
Allâh Subhânehu ve Teâlâ, başka bir âyetinde şöyle buyurmaktadır:
“Ey îmân edenler! Yahûdî ve Hristiyanları velîler edinmeyin! Onlar birbirlerinin velîleridirler. Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allâh, zâlimler topluluğuna hidâyet vermez.” [Mâide: 5/51]
Allâh Subhânehu ve Teâlâ âyetinde: “Yahûdî ve Hristiyanları velîler edinmeyin!” buyurarak Yahûdî ve Hıristiyanları velî edinmeyi Müslümanlara haram kılmıştır. Velî; dost ve yardımcı, himâye eden ve başkası üzerinde onun adına tasarruf yetkisi olan demektir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, onları velî edinmeyi haram kıldıktan sonra: “Onlar birbirlerinin velîleridirler” buyurarak özelde Yahûdî ve Hıristiyanları, genelde ise tüm müşriklerin birbirlerinin dostu olduğunu ve küfürde tek millet olduklarını beyân etmiştir. Müslümanların onlarla velâyet bağı yoktur. Burada dikkatli olunması gerekmektedir. Kişi, kendisi dahi fark etmeden Yahûdî ve Hıristiyanlardan olabilir. Zîrâ âyette bu: “Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır” buyrularak açık bir şekilde beyân edilmiştir. İbn Ömer radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:
“Kim, bir kavme benzerse, o da onlardandır.” [Ebû Dâvûd (4031); Ahmed (5114)]
İbn Teymiyye rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Bu hadîsin zâhiri onlara benzeyenin küfrünü gerektirse de bu tehdidin en düşük derecesi onlara benzemeyi haram kılmasıdır.” [İktida: 1/270.]
Sananî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Âlimler şöyle demişlerdir: Görünüşte kâfire benzemek ve onun gibi itikâd etmek küfürdür. Eğer onun gibi itikâd etmezse bu husûsta fâkihler arasında ihtilaf vardır. Hadîsin zâhirinde geldiği üzere ‘kâfir olur’ diyen de, ‘kâfir olmaz fakat te’dib edilir’ diyen de vardır.” [Subûlu’s-Selâm: 8/193.]
Münâvî rahîmehullâh ise hadîsteki “benzeme” ifâdesi hakkında şöyle demiştir: “Yani ‘her kim dış görünüşü itibariyle onların kendilerine özel kılık kıyâfetlerine bürünürse, onların ahlâklarını huy edinirse, onların yaşayış tarzında ve giyimlerinde ve diğer bazı fiillerinde onlar gibi davranırsa’ demektir. Eğer kişi iç dünyâsı ve dış görünüşüyle bir kavme uyarak gerçekten onlara benzemeye çalışırsa onlardan olur… Sâlihlere benzemeye çalışan onların tâbilerinden olur, sâlihlere ikrâm edildiği gibi ona da ikrâm edilir. Fâsıklara benzemeye çalışan ise fâsıkların tahkir ve tezlîl edildiği gibi tahkîr ve tezlîl edilir… Benzemeye çalışmak bazen irâde ve inançlar gibi (iç dünyâ) ile ilgili kalbî işlerde, bazen fiiller ve sözler gibi (dış görünüşe) âit hâricî işlerde, bazen ibâdetlerde bazen de yeme, içme, giyim, kuşam, mesken, nikâh, ictimâ, iftirak, yolculuk, ikâmet, bineğe binme ve diğer örneklerde olduğu gibi bazı âdetlerde olur.” [Feyzu’l-Kadîr: 6/104.]
İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kim, bizden başkasının sünnetiyle amel ederse, bizden değildir!” [Taberânî (el-Kebîr: 11335)]
İbn Kesîr rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ, mü’min kullarına kâfirlere sözlerinde ve fiillerinde benzemeyi yasakladı.” [Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm: 1/257.]
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, İbn Ömer’in rivâyet ettiği hadîste kişinin kendisini benzettiği kavimden olacağını; İbn Abbâs’ın rivâyet ettiği hadîste ise Sünnet’inden başkasıyla amel edenin Müslümanların yolundan ayrılmış olacağını beyân etmiştir. Bu sebeble kâfirlere ve müşriklere benzemek, onların yollarına kanun ve yasalarına tâbi olmak kıyâmete kadar değişmeyecek olan bir haramdır. Onların küfür olan itikadlarına ve amellerine tâbi olmak, onları benimsemek ve bunlarda onlara benzemeye çalışmak en büyük haram olup, onların dînlerinden olmayı gerektirir. Nitekim yukarıdaki âyette Allâh Subhânehu ve Teâlâ: “Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır” buyurmaktadır.
Kâfirlere benzemek iki kısma ayrılır:
1. Küfür ve şirk olan
2. Haram olan
Kâfirlerin, küfür olan itikatlarını temsil eden söz ve davranışlarda, alâmet ve simgelerle onlara benzemek, küfür olan benzemedir. Bu ve benzerlerinde kâfirlere benzeyen kişi kâfir olur. Misâl olarak haç takmak veya zünnâr bağlamak kişiyi küfre sokar. Çünkü bunlar kâfirlerin küfür itikatlarını temsil etmektedir. Kâfirlerin küfür bayramlarını kutlamak ve onlara iştirak etmek de küfürdür. Bu ve benzeri fiillerin fâili olan bir kimse dînden çıkıp kâfir olur. Zîrâ bu ve benzeri ameller, kalbini küfre açan kimseden başkasından sâdır olmaz. Abdullâh b. Amr radîyallâhu anhumâ, şöyle demiştir: “Kim, Acemlerin ülkesinde kalır da onların yeni yıllarını ve mihricanlarını (bayramlarını) kutlayarak (bu şekilde) onlara benzer ve bu hal üzereyken ölürse, kıyâmet gününde onlarla birlikte haşrolur.” [Beyhakî, es-Sünenu’l-Kubrâ: 9/392.]
Kâdî Huseyn eş-Şâfiî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Şâyet Müslüman bir kimse Mecûsî şapkası giyerse veya Hristiyan zünnarı takarsa kâfir olur. Zîrâ ortaya koyduğu bu işi ancak akîdesinde küfür olan kimse yapar.” Şeyh Cemîl el-Luveyhik, bu görüşü zikrederken şöyle demiştir: “Hanefî, Mâlikî ve Şâfiîlerin cumhûrundan bunu mutlak olarak belirtenler vardır. Onların illet olarak öne sürdükleri şey; kâfirlere has, küfür alâmeti olan âdetleri bir kimse ancak küfürden dolayı yapar. Alâmetten delîl getirip onun delâlet ettiği şeye göre hüküm vermek; akıl ve şerîat tarafından ikrâr edilmiştir.” [et-Teşebbuhu’l -Menhi Anh: 81 vd.]
Mollâ Aliyyu’l-Kârî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Fetâvâ-i Suğrâ isimli kitâbta şöyle denilmiştir: ‘Bir kimse Mecûsîlerin şapkasını giyse ve onlara kendisini benzetse yahut omuzu üzerine Mecûsîlerin alâmeti olan sarı bir bez bağlarsa yahut beline bir ip bağlayıp bunu zünnara benzetirse yahut bir bağ bağlayıp bu bağı onların bağladığı bağa benzetirse kâfir olur. Eğer bu bezi ve bağı bağlayıp onlara benzetmede bulunmazsa o takdirde kâfir olmaz. Bu şekilde de olsa bir kimse sûret ve siret bakımından kendini şakadan da olsa Yahûdî veya Hıristiyanlara benzetse kâfir olur.’ Bir kimse beline zünnar bağlasa yahut omuzuna sarı bir bez bağlasa bunu yapmaya zorlanmamışsa kâfir olur. El-Hulâsa isimli kitâbta zikredildiğine göre, bir kimse Nevruz gününde bir Mecûsîye yumurta hediye etse kâfir olur. Çünkü bu Mecûsîye küfründe ve hatalarında yardımcı olmuştur.’ Mecmâu’n-Nevâzil isimli kitâbta şöyle yazılmıştır: ‘Mecûsîler Nevruz gününde toplansa ve bir Müslüman, onlar için güzel bir âdet koydular’, dese kâfir olur. Çünkü bu sözü ile küfrü güzel kabûl etmiş olur. Yine Fetâvâ-i Suğrâ’da yazıldığına göre, bir kimse daha önce satın almadığı halde özellikle Nevruz gününe saygı için bir şeyler satın alırsa kâfir olur. Çünkü bu hareketi ile kâfirlerin bayramına saygı göstermiş olur. Ancak ihtiyaç sebebiyle satın alırsa o zaman bir şey lâzım gelmez. Tetimme isimli kitâbta Ebû Hafs el-Kebîr el-Buharî’den şöyle rivâyet edilmiştir: Bir kimse elli sene Allâh’a ibâdet etse sonra Nevruz günü gelse ve bugüne saygı için müşriklere bir şey hediye etse, Allâh’a küfretmiş ve elli senelik ibâdetini yok etmiş olur. Yine bir kimse Nevruz günü kâfirlerin toplandığı yere giderse kâfir olur. Çünkü bu küfrünü ilân etmektir.” [Fıkhu’l-Ekber Şerhi: 469 vd.]
İbn Kayyim rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Küfrün sembolleri olan ve onlara âit olan şeyleri kutlamak, ittifakla haramdır. Misâl olarak bir kimsenin onların bayramlarını ve oruçlarını tebrik ederek: ‘Bayramınız kutlu olsun veya bu bayram ile huzur içerisinde olasınız’, demesi gibi. Böyle diyen kimse, küfürden kurtulsa bile, bunu söylemesi haramdır. Çünkü bu hareket, haça secde etmesinden dolayı onu kutlama mesâbesindedir. Hatta bu, Allâh’u Teâlâ katında ondan daha büyük bir günah, içki içmekten, insân öldürmekten ve zinâ etmekten daha şiddetlidir. Dîne değer vermeyen pek çok kimse böyle bir duruma düşmekte ve yaptığı hareketin ne kadar çirkin olduğunu bilmemektedir. Bir kulu, onun işlediği bir günah veya bid’at veyahut da küfrüyle kutlayan kimse, hiç şüphesiz Allâh’u Teâlâ’nın gazâbına maruz kalmış olur.” [Ahkamu Ehli’z-Zimme: 1/441.]
Yine kâfirlerin demokrasi ve benzeri bayramlarını kutlamak ve onlara katılmak, kâfirlerin yönetim ve nizam şekillerinde onlara benzemek ya da bunları benimsemek, onlardan cezâ, muhâkeme ve ticâret gibi kanunları alıp uygulamak küfür olan benzeme çeşitlerindendir.
Küfür ve şirk olan benzeyişin dışında kalan kâfirlerin âdet ve yaşam şekillerinde, kâfirlere has olup onlarla Müslümanlar arasında ayırıcı alâmet olan şeylerde, kendilerine özgü kılık kıyâfet tercihlerinde ve benzeri şeylerde kâfirlere benzemek ise haramdır. Giyim, kuşam ve konuşma gibi şeylerde kâfirlere benzemek, onları sevmeyi ve yüceltmeyi gösterir. Misâl olarak onların âdetlerinden olan giysileri giyinmek, onlar gibi sakal kazımak, saçı tıraş etmek, onların yeme içme usûllerini, oturma ve selâmlaşma şekillerini taklid etmek, onlara özgü söz ve davranışlarda bulunmak -dînlerinin bir simgesi olmadığı sürece- böyledir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, kâfirlerin elbiselerini giydiğini gördüğünde Abdullâh b. Amr radîyallâhu anhumâ’ya şöyle demiştir:
“Şüphesiz bunlar kâfirlerin elbiseleridir. Bu sebeble bunları giyme!” [Müslim (2077); Nesâî (5316)]
Ömer b. Hattâb radîyallâhu anh Utbe b. Ferkad’a gönderdiği mektûbta müşriklere benzemeyi yasaklayarak şöyle yazmıştır: “Müşriklerin elbisesini giymekten ve ipek elbiseden sakının!” [Müslim (2069); Ahmed (92)]
Allâme Ahmed Muhammed Şâkir, bu hadîs hakkında şöyle demiştir: “Bu hadîs, giyim ve görünüm konusunda kâfirlere benzemenin haram olduğunu açıkça ifâde etmektedir. Nitekim başka bir sahîh hadîste: ‘Kim, bir kavme benzerse, o da onlardandır’ buyrulmuştur. İlim ehli ilk asırlardan bu son asırlara kadar, kâfirlere benzemenin haramlığı husûsunda ihtilaf etmemişlerdir. Müslümanlar arasında köleleşmeye çalışan zelîl nesiller çıkmış, her konuda kâfirlere benzeyerek onlara alay konusu olmuş ve köleleşmişlerdir. Sonra ilme yapışan ve kendilerini ilme nispet edip, giyim, görünüm, şekil, ahlâk ve her konuda kâfirlere benzeme işini onlara süsleyen kimseler buldular. Durum o hale geldi ki, ümmet arasında içine bid’at soktukları namaz, oruç ve hac görüntüleri dışında kâfirlere benzetmedik bir İslâm alâmeti kalmadı.” [Müsned: 10/19]
İbn Ömer radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Müşriklere muhâlefet ediniz. Bıyıkları kesin, sakalları salın.” [Buhârî (5892); Müslim (259)]
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radîyallâhu anh şöyle demiştir: “Ömer b. el-Hattâb radîyallâhu anh’a şöyle dedim: ‘Benim Hristiyan bir kâtibim var.’ O da bana dedi ki: ‘Ne yaptın? Yazıklar olsun sana. Allâh’u Teâlâ’nın: ‘Ey îmân edenler! Yahûdî ve Hıristiyanları velîler edinmeyin! Onlar birbirlerinin velîleridirler’ buyurduğunu işitmedin mi? Tevhîd ehlinden olan birini kâtib edinemez miydin? Ben de ona: ‘Ey Mü’minlerin Emîri! Yazı işlerinde çalışması (kâtibliği) benim içindir, dîni de kendisine âittir’ dedim. Bunun üzerine o: ‘Allâh onları alçaltmışken, ben onları şereflendirip onlara saygı gösteremem. Allâh onları zelîl kılmışken, ben onları yüceltemem. Allâh onları uzaklaştırmışken, ben onları (kendime) yaklaştıramam’ dedi.” [Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ: 10/216.]
Katade rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Ömer b. el-Hattab radîyallâhu anh ensesini tıraş etmiş ve ipek giyinmiş birini görünce: ‘Kim, bir kavme benzerse onlardandır’ dedi.” [Abdurrezzâk, Musannef: 10/462.]
İbn Kayyım rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Elbise ile kalb arasında zâhir ve bâtın (iç ve dış) ilişkisi vardır. Böyle bir ilişki olduğu için dışa giyilen elbise kişinin kalbini, halini gösterir. Kalb ve elbise karşılıklı olarak birbirinden etkilenir.” [Medaricu’s-Sâlikîn: 2/23.]
Kâfirlere benzemenin, onlara özenmenin ve yakınlık göstermenin haram olduğu açıktır. Müslüman bir kimse, evinde, işinde, mescidinde, sofrasında, cenâzesinde, düğününde, ihtilafında ve ikrâmında kısacası hayatının her alanında Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Sünneti’ni kendisine örnek alarak hareket etmelidir. Kâfir ve müşriklerden, onların âdet ve törelerinden, kanun ve yasalarından yüz çevirmelidir. Bununla birlikte Müslümanların maslahatı bulunan keşiflerde ve icatlarda, İslâm Dîni’nde mubâh olan dünyevî, tıbbî vb. faydalı olan meselelerde kâfirlerden yararlanmak, uygulamalarını edinmek ve tatbik etmek, onlara benzemek olarak hükümlendirilmez. Bu ve benzeri konulardaki benzeme yasaklanmış değildir. Maslahata götüren, kalkınma ve toplum yararına olacak şeyler, İslâm’ın emirleri ve tavsiyeleri arasındadır.
Benzemenin ölçüsü, kişinin benzetilene özel bir şeyi yapmasıdır. Kâfirlere benzemek, Müslümanın kâfirlere âit olan özel bir şeyi yapmasıdır. Ancak Müslümanlar arasında bu şey yaygınlaşmış ve kâfirlerin ayırıcı özelliği olmaktan çıkmışsa böyle bir benzeme başka bir yönden haram kılınmadığı sürece haram olmaz. Misâl olarak erkeklerin giydiği beden hatlarını belli etmeyen pantolon, soğuktan korunmak için giyilen palto, bere ve atkı gibi elbiseler sadece kâfirlerin giydiği elbiselerden değildir, Müslümanlar da bu elbiseleri benzeme ve taklid olmaksızın giymektedirler. İbn Hacer rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Bazı selef âlimleri ‘bornoz (kapüşonlu kıyâfet) giymenin mekrûh olduğunu’ söylediler, çünkü o, râhiblerin elbisesidir. İmâm Mâlik’e bu konuda sorulduğunda ‘sakıncası yoktur’ dedi. ‘Bu, Hristiyanların elbisesidir’ denildiğinde ise: ‘Burada da giyiliyordu’ diye cevâb verdi.” [Fethû’l-Bâri: 10/272.]
Kâfirlere benzeme fiilinin altında yatan temel sebeb ise Müslümanların gerilemesiyle kâfirlerin özellikle son birkaç yüzyıldır teknoloji olarak ilerlemesi, ekonomik, siyâsî ve askerî olarak İslâm coğrafyalarında etkili olmalarıdır. Bu etkiden sebeble dînlerinden uzaklaşmış, medeniyetini tanımayan ve kendi dinamiklerinin farkında olmayan İslâm coğrafyalarında yaşayan halkların pek çoğu, maalesef kendilerini hakir, kâfirleri ise medenî ve egemen güç olarak görmektedirler. Böylelikle güçlüyü taklid etme ve ona özenme hissiyatıyla hareket etmektedirler.
İbn Haldûn rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Yenilmiş kavimler, giyim ve kuşam, mezheb, diyânet ve başkaca hâl ve itiyatlarında kendilerine gâlib gelen kavim ve hükümdarları örnek edinirler. Bunun sebebi şudur: Nefis ve kalb dâima kendi kavimlerine galebe çalmış ve kendi kavmine boyun eğdirmiş olanların olgunluk ve üstünlüklerine inanır. Bu da kendisine galebe çalanı ululamak, kalbinde yerleşmiş yahut kendisinin ona boyun eğmesinin tabî sebeblerinden olmayarak kendisini yenen kimsenin kemâl ve fazilet sâhibi olmasından ileri gelmiş olduğuna inanmasından ve bu husûsta yanılmasından ileri gelir. Yenilen kimse buna inandıktan sonra bütün iş ve hareketlerinde kendisini yeneni örnek edinir ve ona benzemeye çalışır. Oğulların babalarına benzemesi husûsundaki hallerine dikkat edersen, oğulların dâima babalarını kendilerine örnek edindiğini görürsün. Bu da oğulların babalarının olgunluk ve üstünlüklerine inanmalarından ileri gelir. Bu hâl çağımızda Endülüs’te de görülmek de görülmektedir. Bu ülkedeki Müslümanlar kendilerine galebe çalan Gal’leri örnek alarak giyim, kuşam, birçok âdet ve halleriyle onlara benzemeye çalışmaktadırlar. Bu durumu gören bunların birer istilâ belgesi olduğunu hikmet gözüyle görür.” [Mukaddime: 1/374.]
Kâfirlere benzemenin kötülüğü ve doğuracağı feci sonuçlar bu şekilde ortaya çıktıktan sonra kardeşim, kâfirlere benzemekten ve onlara benzemeye götüren amellerden canın pahasına da olsa sakın ve kesinlikle uzak dur! İslâm bize yeter, o hem dünyâ ve hem de âhiret için kurtuluş sebebidir. Bizler, Müslümanlarız ve dînimiz en son ve en kâmil dîndir. Kâfirlere benzemek bizler için utanç ve azâb vesilesidir. Bizim tarihimizde îmân ve takvâ, izzet ve siyâset, yönetim ve idâre, cesâret ve merhamet, cömertlik ve vefâ gibi yüce değerleri hayat kılmış nice zirve şahsiyet vardır. Müslüman ilim ve bilim adamlarının hayatları da ortadadır. Kısacası Müslüman olarak bizlerin kâfirleri taklid etmemize ve onlara benzememize ihtiyacımız yoktur. Biz, İslâm’a sarılalım ve onu emrolunduğumuz gibi yaşayalım bu bize yeter; bunun akabine ilim, bilim, keşif ve başarı yolları Müslümanlara açılacaktır. Allâh’u Teâlâ seni rahmetine kavuşan kullarından kılsın. Allâhumme âmîn.
Minhâc Dergisi 8. Sayı | Ocak 2024 | Kaan Sâlih