«
  1. Anasayfa
  2. 7. SAYI / EKİM 2023
  3. Allâh’a Şirk Koşmak

Allâh’a Şirk Koşmak

KAAN

Kişiyi Cehenneme götürerek helâk eden günahların en büyüğü Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya şirk koşmaktır. Ebû Bekre es-Sekafî radîyallâhu anh şöyle demiştir:

“Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, (sahâbilerine) üç defa: ‘Size büyük günâhların en büyüğünü haber vereyim mi?’ buyurdular. Sahâbeler: ‘Haber ver ey Allâh’ın Rasûlü’ dediler. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Allâh’a şirk koşmaktır’ buyurdu.” [Buhârî (2654); Müslim (143)]

Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“En büyük günah şirktir. Bu hiçbir kapalılığı bulunmayan bir husûstur.” [Şerhu Sahîhi Müslim: 2/81.]

Şirk, Allâh’u Teâlâ’ya rubûbiyyetinde, ulûhiyyetinde, isim ve sıfatlarında eş ve benzer tanımaktır. Yani Allâh’a inanmakla birlikte O’nu, rabblığında, ilâhlığında isimlerinde ve sıfatlarında birlemeyip, ortak koşmaktır.

Rubûbiyyet tevhîdinde gerçekleşen başlıca şirkler şöyledir: Hâkimiyeti; insânlar için serbest ve yasaklar belirleme yetkisini Allâh’u Teâlâ’dan başka bir kimseye, kurum ya da kuruluşa vermek; onların da hâkimiyette paylarının olduğuna inanmak. Kâinatın sevk ve idâresinde yani yağmurun yağmasında, kuraklık yâhut bolluğun, bereket ve esenliğin, sel ve deprem gibi felâketlerin gerçekleşmesinde Allâh’tan başka fâillerin; şeyhlerin, saklı imâmların, mutlak olarak tabiat olaylarının ve benzerlerinin etkili olduğuna inanmak. Faydanın yâhut zararın, hidâyet yâhut dalâletin isâbet etmesinde Allâh’tan başkasının; şeyhlerin, sâlihlerin, kâbirlerde yatanların ve benzerlerinin mutlak fâil olduğuna inanmak.

Ulûhiyyet tevhîdinde gerçekleşen başlıca şirkler şöyledir: Allâh’u Teâlâ’dan başka ibâdete lâyık ilâhlar kabûl etmek. Bunları kabûl edenleri desteklemek yâhut onları hoş görmek veya saygı duymak. İbâdet çeşitlerinden; duâ etmek, kurban kesmek, adak adamak, muhâkeme olmak gibi zâhir ya da bâtın olsun fark etmeksizin herhangi bir ibâdeti Allâh’u Teâlâ’dan başkasına yapmak.

İsim ve sıfat tevhîdinde gerçekleşen başlıca şirkler şöyledir: Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı el-Hâlık ve el-Hâkim gibi isimlerinde, bekâ ve kudret gibi sıfatlarında tevhîd etmemektir. O’ndan başkasının da kulları mutlak olarak her an işitip gördüğüne, onlara icâbet etme kudretinin bulunduğuna inanmak ya da bunlardan birini söylemek yâhut tasdîk edici bir fiil yapmaktır.

Şirk koşmak öyle iğrenç bir günahtır ki şirk işleyen kişi tevbe etmeden ölürse Allâh Subhânehu ve Teâlâ onu asla bağışlamaz. Şirk koşan kimsenin âlim ya da câhil, genç ya da yaşlı olması arasında şerîat nazarında fark yoktur. İbn Kayyim rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Büyük şirk: Ancak tevbe etmekle Allâh’ın affettiği şirktir.” [İbn Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn: 1/348.]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şirk üzere öleni asla bağışlamayacağını ve ona Cenneti haram kıldığını apaçık bir şekilde bildirmiştir. O, şöyle buyurmaktadır:

Muhakkak ki Allâh, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakileri (diğer günahları) dilediği kimseler için bağışlar.” [Nisâ: 4/48]

Kim Allâh’a şirk koşarsa, artık, Allâh ona Cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun varacağı yer Cehennem ateşidir. Zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur.” [Mâide: 5/72]

Abdullâh b. Mes’ud radîyallâhu anh’tan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim herhangi bir şeyi Allâh’a şirk koşarak ölürse ateşe (Cehenneme) girer.” [Buhari (1238); Müslim (150)]

Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in müşrik olarak ölen kimsenin Cehenneme gireceği, şirk koşmadan ölen kimsenin de Cennete gireceği hükmü üzerinde tüm Müslümanlar icmâ etmiştir.” [Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim: 2/97.]

Anlaşılacağı üzere, Allâh Subhânehu ve Teâlâ şirk koşan ve bundan da tevbe etmeden ölen kimseyi asla bağışlamayacaktır. Cenneti onun için haram kılmıştır. Cennetin kokusunu dâhi alamayacaktır. O’nun kalacağı yer, ebedî olmak üzere Cehennem ateşidir. Onun orada hiçbir yardımcısı ve velîsi de olmayacaktır.

Şirk koşarak ölen bir kimsenin bütün amelleri -işlediği bu ameller dağlar ve denizler kadar çok olsa bile- boşa çıkar. Yaptığı hiçbir hayırlı amel Allâh’u Teâlâ katında asla kabûl edilmez; yaptığı hiçbir iyi ameline karşılık sevab verilmez ve mükafat da görmez. Çünkü en büyük zulüm ve affı olmayan tek günah şirk, hepsini ibtâl eder; siler atar, geriye hiçbir şey bırakmaz. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun ki, sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: Eğer Allâh’a şirk koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette hüsrâna uğrayanlardan olursun.” [Zumer: 39/65]

Kurtubî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Bu hitâb, ümmet için durumun ne kadar ağır ve vahim olduğunu beyân etmek üzere peygambere yapılan bir hitâbtır. Makamının yüceliğine ve şerefine rağmen, peygamber eğer şirk koşacak olursa, onun ameli boşa çıkacağına göre, ya sizin durumunuz ne olur? Fakat o, mertebesinin fazilet ve yüksekliği dolayısıyla asla şirk koşmaz.” [el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 3/48.]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Eğer onlar şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp ettikleri ‘onlar adına’ boşa çıkmış olurdu.” [Enâm: 6/88]

Nevevî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“İlim adamlarının icmâ ettiklerine göre, küfür üzere ölen kâfirin âhirette hiçbir sevâbı yoktur. Allâh’u Teâlâ’ya yaklaşmak maksadıyla dünyâda yapmış olduğu hiçbir işten dolayı ona mükâfat verilmez.” [Şerhu Sahîhi Müslim: 17/150.]

Allâh’u Teâlâ’ya şirk koşan bir kimsenin kanından ve malından -İslâm âlimlerinin açıkladıkları şartlara binaen- dokunulmazlık kalkar. Çünkü hürmet ve izzet, Müslümanlara özel bir durumdur. Müslümanların canlarına ve mallarına dokunmak haramdır. Müslüman olmayanın bunda bir payı yoktur. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekâtı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allâh, bağışlayandır, esirgeyendir.” [Tevbe: 9/5]

Kurtubî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Şunu bilmeli ki, Allâh’u Teâlâ’nın: ‘Müşrikleri öldürün’ buyruğundaki mutlak ifâde, (eman ve anlaşma vb. olmadığı sürece) hangi sûrette olursa olsun onları öldürmenin câiz olmasını gerektirmektedir.” [el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 8/72.]

Şirkin kötülüğü ve doğuracağı feci sonuçlar bu şekilde ortaya çıktıktan sonra kardeşim, şirkten ve şirke götüren amellerden canın pahasına da olsa sakın ve kesinlikle uzak dur! Tevhîdi tahkîk üzere öğren ve kınayıcıların kınamasına aldırmadan yaşa! Dünyâ bir anlıktır, âhiret ise ebedîdir. Ebedî sürecek âhiret hayatında Allâh’ın rahmetine, bitmek ve tükenmek bilmeyen nimetlerine kavuşmak ancak tevhîd ile mümkündür. Allâh’u Teâlâ seni rahmetine kavuşan kullarından kılsın. Allâhumme âmîn.

BİD’AT ÇIKARMAK

Bid’at çıkarmak haramların ve kişiyi helâka götüren günahların en tehlikelilerindendir. Bid’at dînen reddedilmiştir, sapıklık olarak isimlendirilmiş ve Cehennemlik olarak hükümlendirilmiştir. Ondan sakınmak ve Sünnet’e göre yaşamak selâmettir. Sünnet’e göre yapılan az bir amel, bid’at karıştırılarak yapılan çok amelden hayırlıdır ve değerlidir. Câbir b. Abdullâh radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Yolların en güzeli Muhammed’in yoludur. Yapılan işlerin en şerlisi (dîn adına) sonradan uydurulup ortaya çıkarılanlardır. Her sonradan uydurulan şey bid’attir, her bid’at (dalâlettir) sapıklıktır, her sapıklık da Cehennemliktir.” [Nesâî (1578); İbn Huzeyme (1785)]

Bid’at, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra ortaya çıkan ve dînle ilgili olup ilâve veya eksiltme özelliği taşıyan her türlü şeydir. Sonradan ortaya konan dînî görünümlü yoldur. Şâtıbî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Bid’at, şer’î gibi görülen ve takip edilmesi sûretiyle Allâh Teâlâ’ya daha fazla ibâdet edileceği düşünülen dînde sonradan ortaya çıkarılmış bir yoldan ibârettir.” [el-İtisam: 1/47.]

Allâh’u Teâlâ kullarına, bid’atı reddetmeyi, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ve onun getirdiği İslâm yoluna uymayı, inanç, söz ve amel olarak ona bir şeyi ilâve etmemeyi ve ondan herhangi bir şeyi çıkarmamayı emretmiştir. O, şöyle buyurmaktadır:

“İşte bu, benim dosdoğru yolumdur. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça-parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allâh sakınasınız diye emretti.” [Enâm: 6/153]

“De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allâh çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” [Âli İmrân: 3/31-32]

Irbâd b. Sâriye radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Sizden kim, benden sonra yaşarsa, (dînde) çok ihtilaflar görecektir. Bu sebeble benim Sünnetime ve benden sonraki doğru yolu bulmuş râşid halîfelerimin sünnetine uyun. Azı dişlerinizle tutarcasına onlara sımsıkı sarılın. Dîne sonradan sokulan şeylerden şiddetle sakının. Çünkü dîne sokulan her yenilik bid’at, her bid’at ise sapıklıktır.” [Ebû Dâvud (4607); İbn Mâce (42)]

Bid’at, iki kısma ayrılır:

a) Küfür olan yani dînden çıkaran bid’at.

b) Küfür olmayan yani dînden çıkarmayan bid’at.

Üzerinde ittifak edilip mütevâtir olan ve kesin delîllerle bilinen bir farzı inkâr etmek, farz olmayan bir şeyi farz kılmak, haramı helâl kılmak, helâli haram kılmak, nefiy ve isbat (inkâr ve kabûl) gibi Allâh’u Teâlâ’nın ve Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in bildirdiği bir şeyin aksine inanmak küfre götüren bid’atlerdendir. Bu tür bid’atler genellikle dîni nasları yalanlamakla yâhut inkâr etmekle gerçekleşir. Hicâb ya da cihâd gibi kat’i bir emrin farziyetini inkâr etmek, şerîat yerine demokrasi gibi beşerî bir sistemle yönetmek ve hükmetmek, onu benimsemek ve desteklemek, ondan hüküm istemek ve velâyet vermek, içki ve zina gibi kat’i haramları serbest kılmak, tevhîdi ve dîni eğitimi yasaklamak, türbeler için kurban kesmek ve adak adamak, kabirlere ve velîlere duâ etmek, onlara sığınmak ve onlardan yardım istemek gibi bid’atler, dînden çıkaran bid’atlerdir. Yine Allâh’u Teâlâ’nın ilim gibi bir sıfatını inkâr etmek, Allâh’ın sıfatlarının mahluk (yaratılmış) olduğunu söylemek veya Kur’ân’ın mahluk olduğuna inanmak, Allâh’u Teâlâ’yı, kullarına benzetmek de bunlardandır.

Küfür olmayan yani dînden çıkarmayan bid’atler ise nasları yalanlamayı ya da inkâr etmeyi gerektirmeyen bid’atlerdir. Bazı namazları son vaktine kadar geciktirmeyi âdet edinmek, bayram namazı hutbesini namazdan önceye almak, taziyeye gelen insânlara yemek vermek, kesilen kurbanın kanını alına sürmek, nazardan korunmaya sebeb olur inancıyla nazar boncuğu vb. takmak, kandil denilen geceler ve bu gecelere özel ibâdetler belirlemek, âşûrâ gününe özel olarak tatlı yapmak gibi bid’atler, dînden çıkarmayan bid’atlerdir. Küfür olan bid’atlerden sakınmak farz olduğu gibi küfür olmayan bid’atlerden de sakınmak farzdır. Her türlü bid’at dînen yasaklanmıştır. Küfür olmayan bid’atler, küfür olan bid’datlerin mukaddimesi konumunda olup, anbean küfre yaklaştırır. Berbehârî rahîmehullâh, şöyle demiştir:

“Sonradan çıkarılmış şeylerin küçüklerinden (de)sakın! Zîrâ bid’atlerin küçükleri büyüyüp kocaman olur. Bu ümmet içinde ihdâs edilmiş olan her bid’at böyledir. İlk halleri küçük bid‘atler şeklindeydi. Hak gibi görünürlerdi. Bu bid‘atlere düşenler aldanışa kapıldılar. Sonra da içinden çıkamadılar. Bid’atler de büyüyüp kocaman oldu. Uygulanan bir dîn halini aldı. (Sâhibi ise) sırat-ı mustakîme muhâlefet ederek en sonunda İslâm’dan çıktı.” [İbn Ebî Ya’lâ, Tabakâtu’l-Hanâbile: 2/19.]

Bid’at, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra ortaya çıkan ve dînle ilgili olup ilâve veya eksiltme özelliği taşıyan her şey olduğuna göre, bid’atın iyisi ve yararlısı yoktur. Bid’atleri “hasene” ve “seyyie” olarak ayırmak bâtıldır. Câbir b. Abdullâh ve Irbâd b. Sâriye radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Her bid’at dalâlettir/sapıklıktır.” [Ebû Dâvud (4607); İbn Mâce (42)]

Abdullah b. Ömer radîyallâhu anh, şöyle demiştir:

İnsânlar güzel görseler dâhi tüm bid’atler sapıklıktır.” [Beyhakî, el-Medhal ile’s-Sunen: 180 (191).]

İbn Receb rahîmehullâh ise şöyle demiştir:

“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ‘Her bid’at bir sapıklıktır’ sözü özlü -kapsamlı- sözlerdendir. Öyle ki hiçbir bid’at onun kapsamı dışında kalmaz. O, İslâm’ın temel esâslarından büyük bir esâstır.” [Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem: 2/128.]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolu, Kur’ân ve Sünnet ile bildirilen hükümlerdir, ibâdet şekilleridir. Allâh’a kulluk etmek ve O’nu râzı etmek ancak bunlarla gerçekleşir. Bunların dışında itikâdî, sözlü ya da fiili bir amel, bir ibâdet, bir yol ve sistem, kanun ve nizâm, hüküm ve yasalar bâtıldır. Sünnet üzere yapılmayan tüm ameller geçersizdir. Âişe radîyallâhu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Her kim, bu işimizde (dînimizde) olmayan bir şeyi ona ihdâs ederse, o ihdâs ettiği şey kendisine iâde olunur.” [Buhârî (2697); Müslim (1718)]

Her kim, bu işimizden olmayan bir şey yaparsa, o yaptığı şey kendisine iâde olunur.” [Müslim (1718); Ahmed (25128)]

Bil ki kardeşim! Her bid’at, bir Sünnet’i öldürür. Sünnet ve bid’at asla bir arada bulunamaz. Sünnetin terk edilmesine sevk ettiğinden dolayı bid’at, helak sebebidir. Bu ise çok ileri seviyede bir sapıklıktır. Bid’atler küfrün postacısıdır. Çünkü bid’atçi kendisini bir teşri makamı ve Allâh’a ortak olarak ortaya koymuştur. Hakimlerin Hâkimi’nin -haşa- eksik bıraktıklarını tamamlamaya çalışmış ve kendisinin Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in milletinden daha doğru yolda bir millet üzere olduğunu sanmıştır. Bid’atler sapıklık kapısı olan ihtilaf kapısını ardına kaçar açar. İslâm’da kim kötü bir çığır açar ve bir bid’at ihdâs ederse, bu bid’atle amel edenlerin günahı kadar kendisine de günah yazılır. Böylelikle hem kendi nefsi için hem de başkaları için azâba vesile olur. Çünkü şerre delâlet eden onu işleyen gibidir. Bid’atleri küçümsemek ise fısk ve isyâna, Müslümanların cemâatine ve imâmına karşı çıkmaya sevkeder.

Bid’atın kötülüğü ve doğuracağı feci sonuçlar bu şekilde ortaya çıktıktan sonra kardeşim, bid’attan ve bid’atcılardan aslandan sakınır gibi sakın ve onlara asla yaklaşma! Sahîh Sünneti öğren, sözlü, fiili ve itikâdî olarak onunla amel et! Amellerin salâhı ve kişinin akîbetinin güzel olması ancak buna bağlıdır. Allâh’u Teâlâ seni mağfiretine kavuşan kullarından kılsın. Allâhumme âmîn.

 

Minhâc Dergisi 7. Sayı | Ekim 2023 | Kaan Sâlih