«
  1. Anasayfa
  2. 6. SAYI / TEMMUZ 2023
  3. Âhirete Îmân

Âhirete Îmân

KAAN

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

***

Bil ki güzel yavrum!  Âhiret günü elbet gelecektir,

Fânî olan hayat bitecek ebedî olana geçilecektir,

Âhirete îmân ölümden sonraki hayata inanmaktır,

Ona inanmayan Cehennemde ebediyen kalacaktır,

***

Ey güzel yavrum! Müslümanlar olarak bizler, âhiret gününe îmân ederiz. Âhiret gününe îmân, îmânın altı rüknünden biri olup, İslâm dîninin aslındandır. Kişiyi Müslüman kılan îmânın temellerindendir. Hiçbir kimse, âhiret gününe inanmadıkça îmân etmiş olmaz. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Onlar (mü’minler) âhiret gününe de kesin kes inanırlar.” [Bakara: 2/4]

“Kıyâmet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insânların çoğu (inkârlarından dolayı) buna inanmazlar.” [Mü’min: 40/59]

Âhiret gününe îmân; fânî olan bu dünyâ hayatının bitip, ebedî olan hayatın başlayacağına, bu hayata geçişin ölümle ve kabir hayatı ile olduğuna, kıyâmetin kopacağına ve tekrar dirilme ile devam edeceğine, herkesin yaptıklarının karşılığı olarak hesâbtan sonra Cennete ya da Cehenneme gideceğine inanmaktır. Bunları inkâr etmek küfürdür. Böyle bir kimse Müslüman olmayacağından ebedî olarak Cehennemde kalacaktır.

Bu nedenle yavrum! Âhiret gününe kesin olarak inan, onda asla şüphe etme! Bu hayatı ebedî hayatın başlangıcı olarak kabul et ve ebedî olanı kazanmak için çok çalış! Sakın ebedî olan yerine fânî olanı tercih edenlerden olma! Allâh’u Teâlâ’yı râzı etmeye çalış! Böylelikle Rabbimiz de seni bağışlasın ve Cennet nimetlerine kavuştursun.

***

Kıyâmet kopacak, onu ancak kâfirler yaşayacaktır,

Yaratıcımız verdiği hayatlara ölümü tattıracaktır,

Sonra onları zorluk çekmeden tekrar yaratacaktır,

Mükellefler için ölüm artık bir daha olmayacaktır,

***

Ey güzel yavrum! Müslümanlar olarak bizler, kıyâmete yani dünyâ hayatının sona ereceğine, bütün ölülerin diriltilip mahşerde toplanacağına îmân ederiz. Kıyâmet günü, dünyânın ve dünyâ hayatının sonu gelecektir. O an öyle korkunç ve dehşetli bir an olacaktır ki dünyâ daha önce böyle korkunç bir olay geçirmiş değildir. Allâh’u Teâlâ’nın rahmeti gereği bu dehşeti Müslümanlardan hiçbir kimse yaşamayacak yani kıyâmet anında yeryüzünde tek bir Müslüman bile yaşamıyor olacaktır. Kıyâmet sadece kâfirler üzerine kopacaktır. Yaratılmış her nefis ve canlı ölümü tadacaktır. Sonra Allâh’u Teâlâ, tüm insânları ve cinleri ve de dilediği diğer mahlukatı tekrar yaratacaktır. Mükellefler; insânlar ve cinler için artık ölüm olmayacaktır. İnsânlar ve cinler ebedî bir yaşam için Cennete ya da Cehenneme yerleştirileceklerdir.

Kıyâmetin kopması, İsrâfil aleyhisselam’ın boynuz şeklinde olan Sûr’a üfürmesi ile olacaktır. Tekrar dirilme de yine İsrâfil aleyhisselam’ın Sûr’a ikinci defa üfürmesi ile gerçekleşecektir. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Sûr’a üflenir ve Allâh’ın dilediği kimseler dışında göklerdeki ve yerdeki herkes çarpılıp yıkılmıştır. Sonra ona bir daha (ikinci kez) üflenir. O anda onlar ayağa kalkar ve bakınmaya başlarlar.” [Zumer: 39/68]

Kıyâmetin zamanı hakkında kullara kesin bir şey bildirilmemiştir. Ancak kıyâmetin küçük ve büyük alâmetleri bildirilmiştir. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Kıyâmetin ne zaman kopacağının bilgisi yalnız Allâh’a âittir.” [Fussilet: 41/47]

“İnsânlar senden kıyâmetin zamanını soruyorlar. Onlara de ki: Onun bilgisi ancak Allâh katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.” [Ahzâb: 33/63]

İlmin kaldırılması, otuz kadar yalancı deccâlın çıkması, depremlerin çoğalması, fitnelerin artması, zina ve içkinin yayılması, ölüm olaylarının artması, emânet mefhûmunun kalmayışı, câmilerin süslenmesi, çobanların yüksek binâlar dikmede birbiriyle yarışması ve Yahûdîler ile savaşılması kıyâmetin küçük alâmetlerinden bazılarıdır. Mehdi’nin gönderilmesi, Deccâl’ın çıkması, Îsâ aleyhisselâm’ın semâdan yeryüzüne âdil bir hükümdar olarak inmesi, bu inişinde haçı kırıp Deccâl’ı ve domuzu öldürmesi, cizyeyi kaldırması, Ye’cüc ve Me’cüc çıktığında onların helâki için duâ etmesi, doğuda, batıda ve Arab yarımadasında yer ve toprak çökmelerinin olması, gökyüzünden kalın bir duman tabakasının inip yeryüzünü kaplaması, Kur’ân’ın yeryüzünden kaldırılması, güneşin batıdan doğması, Dabbe-i Arz’ın yani dört ayaklı konuşan bir hayvanın peydah olması, Yemen yakınında bir şehir olan Aden’de bir ateşin çıkıp insânları Şam’a doğru sürmesi ise kıyâmetin büyük alâmetlerindendir.

Bu nedenle yavrum! Zamanı bizlere bildirilmemiş fakat gerçekleşmesi kesin ve kaçınılmaz olan kıyâmete ve onun alâmetlerine inan! İnancın seni ibâdete sevketsin. Allâh’ın emrettiklerini yerine getirerek ve yasakladıklarından da sakınarak O’nun rızâsını kazan! Asla kıyâmeti ve kıyâmetle birlikte yaşanacak olanları unutanlardan olma!

***

Kabir hayatı, sorgusu, azâbı ve nimetleri haktır,

Haşr, hesâb, mizân, şefâat, sırât ve havz haktır,

***

Ey güzel yavrum! Müslümanlar olarak bizler, kabir hayatına, sorgusuna, azâbına ve nimetlerine inanırız. Yine bizler, haşra, hesâba, mizâna, şefâata, sırâta ve havza inanırız. Bunlara inanmayı âhirete îmândan biliriz ve hiçbirini inkâr etmeyiz.

Kabir, âhiret yolculuğunda durulacak olan ilk duraktır. Kabir hayatı vardır ve hakîkattir. Kabir, mü’min bir kimse için nimetleneceği Cennet bahçelerinden bir bahçe gibi olacaktır. Kâfir bir kimse için ise azâb göreceği Cehennem çukurlarından bir çukura dönüşecektir.

Kabirde ölüye; rabbi, dîni ve nebîsi hakkında üç soru sorulacaktır. Mü’min bir kimse kabirde kendisine sorulacak olan “rabbin kim?” sorusuna “rabbim, Allâh’u Teâlâ’dır”, “dînin nedir?” sorusuna “dînim İslâm’dır”, “nebîn kim?” sorusuna “nebîm, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’dir” cevâblarını verir. Kâfir olarak ölen kimse ise sorulan bu soruların hiçbirine cevâb veremez.

Haşr, kulların tamâmının diriltildikten sonra toplanacakları Arasat meydanına sürülmeleridir. Tüm kullar kabirlerinden kalkar, ayaklarına bir şey giymeden, çıplak ve sünnetsiz olarak, yanlarında hiçbir şey olmaksızın mahşer yerine doğru hızlıca giderler.

Arz ve hesâb, kulların Allâh’u Teâlâ’nın huzuruna çıkartılması ve tüm amellerinin O’na arzedilip hesâba çekilmesidir. Allâh’u Teâlâ, kullarını yaptıkları tüm amellerden sorguya çekecektir. Yapılan bir iyiliği on katıyla mükâfatlandırırken, yapılan bir kötülüğü ise ancak kendi miktarında cezâlandıracaktır ve hiçbir kimse haksızlığa uğratılmayacaktır.

Mizân, kulların arz ve hesâbtan sonra tüm amellerinin ya da amellerinin yazıldığı sâhifelerin tartıldığı şeydir. Allâh’u Teâlâ, hesâb günü kullarının hesâbını bu terâzide görecektir.

Havz, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem için Kevser nehrinden inen suyun toplandığı havuzdur. Bu havuzdan Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ümmetinden mü’min olanlar içeceklerdir.

Sırât, kulların mizândan sonra üzerinden geçecekleri kıldan ince kılıçtan keskin köprüdür.

Bu nedenle yavrum! Kabir hayatına, sorgusuna, azâbına ve nimetlerine, haşra, hesâba, mizâna, şefâata, sırâta ve havza inan! Hiçbiri hakkında şüpheye düşme! Bil ki! Ölüm kaçınılmaz bir olaydır ve her canlı onu yaşayacaktır. Ölüm âhiret hayatının başlangıcıdır, kabir ise ilk durağıdır. Bu durakta kıyâmete kadar kalınacaktır. Sonra Allâh’u Teâlâ bizleri tekrar diriltecek ve hesâb başlayacaktır. Her hak sâhibi hakkını alacaktır. İbâdetler ve günahlar mizânda tartılacak sonucunda Allâh’u Teâlâ hükmünü verecektir. Akabinde kullar sırâta yönlendirilecek îmân ve sâlih amel ehli olanlar sırâtı geçerek Cennete gireceklerdir. Sırâtı geçemeyenler ise Cehenneme gireceklerdir. Bunlara inanmayı âhirete îmândan bil ve hiçbirini asla inkâr etme! Allâh seni Cennet ehlinden kılsın. Allâhumme âmîn.

***

Şefâat vardır, Rabbimiz bazılarını bağışlayacaktır,

***

Ey güzel yavrum! Müslümanlar olarak bizler, şefâate inanırız. Şefâat, Kıyâmet gününde Allâh’ın izin verdiği kimselerin, kendilerine izin verilen kimselere günahlarının bağışlanması, Cennete girmeleri ve derecelerinin artması husûsunda Allâh’u Teâlâ’ya duâ etmeleridir. Allâh’ın şefâat etmelerine izin verdiği kimseler, peygamberler ve melekler başta olmak üzere sıddıklar, âlimler, şehitler ve mü’minlerdir. Kendilerine şefâat edilmesine izin verilen kimseler ise her ne kadar günahkâr da olsalar tevhîd üzere ölen kullardır. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Rahmân’ın yanında söz almış olanlardan başkası şefâat yetkisine sâhib olmayacaktır.” [Meryem: 19/87]

“Onlar, Allâh’ın râzı olduğu kimselerden başkasına şefâat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.” [Enbiyâ: 21/28]

Hesâb günü şefâat edecek kimselerin ilki Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’dir. İnsânlar, Arasat meydanında sıkıntıları artıp uzun süre orada bekledikten sonra kendilerine Allâh’ın ka-tında bu sıkıntılarından kurtulmaları için şefâat edecek birini arayarak bütün büyük rasûllere giderler. Onlar âcizliklerini belirtirler. En son olarak da Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelirler. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem onların bu isteğini kabul eder. Zîrâ o, rasûller arasında en üst makamdadır. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, Arşın önüne gelir ve secde eder. Allâh’u Teâlâ, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e secde halinde iken daha önce bilmediği birçok zikir, hamd ve şükrü O’na ilham eder. O da bu ilham edilen zikir ve hamdlerle Rabbinden şefâat edebilmek için izin ister. Bu, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in edeceği büyük şefâattir. Bunun gibi Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ait başka şefâatler de vardır.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e âit olan ikinci şefâat, Cennet ehlinin Cennete girebilmesi için olan şefâattir.

Üçüncü şefâat, günahları ile sevâbları eşit olanların Cennete girebilmeleri için olacak şefâatidir.

Dördüncü şefâat, Cehenneme girmeyi hak etmiş bazı Müslümanların ateşten kurtulup Cennete girmeleri için olacak şefâattir.

Beşinci şefâat, Cennet ehlinin Cennetteki derecelerinin artması için olacak şefâattir.

Altıncı şefâat, Cennete hesapsız, sorgusuz ve azâb görmeden girecek olan kimseler için olacak şefâattir.

Yedinci şefâat, Cehenneme büyük günâhları yüzünden girenlerin Cehennemden azat edilip Cennete girebilmeleri için olacak şefâattir.

Sekizinci şefâat, Cehennem azâbını hak edenlerin azâblarının hafifletilmesi için olacak şefâattir.

Bu nedenle yavrum! Şefâate inan ve onu sakın inkâr etme! Şefâatin sâhibinin Allâh’u Teâlâ olduğunu bilerek şefâatı ancak O’ndan iste!

***

Ruyetullâh haktır, îmân ehli Rablerine bakacaktır,

***

Ey güzel yavrum! Müslümanlar olarak bizler, ruyetullâha inanırız. Ruyetullâh hak ve gerçektir. Îmân ehli olan mü’minler, Cennetten âlemlerin Rabbine bakacaklar ve O’nu göreceklerdir. Allâh’u Teâlâ’nın Cennetten görülmesi hakîkaten gerçekleşecektir ve mü’minler bu nimetin lezzetini alacaklardır. Kâfirler ise bu yüce nimete asla nâil olamayacaklardır. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Yüzler vardır ki, o gün ışıl-ışıl parlayacaktır. Rablerine bakacaklardır.” [Kıyâmet: 75/22-23]

Bu nedenle yavrum! Ruyetullâh’a inan ve ondan şüphe etme! Ruyetullâh âhiret nimetlerinin en değerlilerindendir, sakın onu inkâr ederek ondan mahrum kalma!  Ruyetullâh nimetini kazanabilmek için çokça ibâdet et ve bu nimete kavuşmayı Rabbimizden duâlarında iste! Allâh seni bu nimete ulaştırsın. Allâhumme âmin.

***

Cennetin nimetleri ve Cehennemin azâbı haktır,

Onlarda sonu gelmeyen ebedî bir hayat olacaktır,

Tevhîd ile Rabbimize kavuşanlar sevineceklerdir,

Şirk ehli ise pişmanlık içinde azab göreceklerdir,

***

Ey güzel yavrum! Müslümanlar olarak bizler, Cennete ve nimetlerine, Cehenneme ve azâbına, Cennet ve Cehennemin ebedî olduğuna inanırız. Cennetin nimetleri ve Cehennemin azâbı haktır. Allâh’u Teâlâ, Cenneti mü’minlere mükâfat ve esenlik, Cehennemi ise kâfirlere cezâ ve zillet yurdu olarak yaratmıştır. Cennet ve Cehennem hakîkat olarak mevcuttur. Fâni değillerdir, yok olmazlar ve kaybolmazlar. Ne Cennet ehlinin nimetleri ne de Cehennem ehlinin azâbı bitici ve zâil olucu değildir. Mü’minler Cennette, kâfirler ise Cehennemde ebedî olarak kalacaklardır. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Onlar için orada ebediyyen kalmak üzere altından ırmaklar akan Cennetler hazırlanmıştır. İşte bu en büyük başarıdır.” [Tevbe: 9/100]

“Gerçekten Allâh, kâfirleri lanetlemiş ve onlar için ‘çılgın bir ateş’ hazırlamıştır. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Hiçbir velî ve hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.” [Ahzâb: 33/64-65]

Tevhîd ile Rabbimize kavuşan mü’minler sevineceklerdir. Cennetlerde ebedî nimetler içinde Allâh’u Teâlâ’nın ikrâmı ile sonsuz saadeti ve mutluluğu yaşayacaklardır. Şirk ehli ise tarifi imkânsız pişmanlıklar içinde olacaklar Cehennemde sonsuz olarak azâb göreceklerdir. Onlara hiçbir nimet verilmeyecek ve hiçbir yardım da görmeyeceklerdir. Yiyecekleri zakkum, içecekleri kan ve irin olacaktır.

Bu nedenle yavrum! Cennete ve Cehenneme inan, her ikisinin de şu an hâli hazırda var olduklarını bil! Her ikisi de ebedî bir hayat için yaratılmıştır. Cenneti Allâh’u Teâlâ’dan iste, Cehennemden de Allâh’u Teâlâ’ya sığın! Kendi nefsini tehlikeye atma! Tevhîd inancından bir an olsun ayrılma ve sâlih amel işlemekten de geri durma! Allâh sana rahmet etsin ve seni kulluk mesleğinde başarılı kılsın. Allâhumme âmin.

İşte sana, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaât inancı üzere âhirete nasıl îmân edilmesi gerektiğini kısaca açıkladım. Sakın bu inançtan ayrılma! Zamanlar ve mekânlar değişse de îmân değişmez. İnsânlar ve birtakım şeyler değişir ancak âhiret inancı ve âhirette olacak olan şeyler değişmez. Bizim âhiret inancımız da diğer inanç esaslarımız gibi sâbittir.

Minhâc Dergisi 6. Sayı | Temmuz 2023 | Kaan Sâlih